Kısmi Süreli İş Güvenliği Uzmanlarının İş Kazalarındaki Cezai Sorumluluklarının Değerlendirilmesi – Av. Lider Tanrıkulu | Antalya Avukat

GİRİŞ

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO), 03.06.1981 tarihli 155 Numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşmesi 5038 Sayılı Yasa ile 07.01.2004 tarihinde TBMM tarafından uygun bulunmuş ve onaylanmış ancak 22.04.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 155 Numaralı Sözleşmeye, Türkiye Cumhuriyeti henüz taraf olmuşken bu kez İLO tarafından 15.06.2006 tarihinde 187 Numaralı İş Sağlığı Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi kabul edilmiştir. Yasama, 15.05.2013 tarihinde 6485 Sayılı Yasa ile Uygun bulmuş ve onaylamıştır. Ancak 187 Numaralı Sözleşmenin yürürlük tarihi olan 16.01.2014 tarihinden önce 20.06.2012 tarihinde 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu TBMM tarafından kabul edilmiştir. İş Sağlığı ve Hizmetleri Yönetmeliği, İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik, İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık Ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği, İş Sağlığı Ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği gibi onlarca yönetmelik birbiri sıra yayınlanmış ve iş hayatında yeni bir dönem başlatılmıştır.

İş yaşamı içerisine hızla giren iş sağlığı ve güvenliği kavramı ceza yargılamaları bakımından da öncesi döneme göre daha etkili bir kanuni alt yapı oluşturdu. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuat hükümlerinin gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu ölümler ve yaralanmalar meydana gelmekte ve taksirli insan öldürme ve taksirli yaralama suçlarından kaynaklanan soruşturmalar başlatılarak, şüpheliler (işveren, işveren vekili ve İSG uzmanları) hakkında tutuklama kararları verilmekte ve hatta yapılan yargılamalar sonucunda cezalandırmaya yönelik hükümler açıklanmaktadır.

Bu makalede taksirin unsurları üzerinde dururken aynı zamanda iş güvenliği uzmanlığı kapsamında örnekler ve yerleşik içtihatlar ve doktrin görüşleri ile konuyu açıklamaya çalışacağız. O halde konu yukarıda saydığımız tüm bu kanun ve yönetmelik düzenlemelerinin aslen taksirli suçta kullanılış biçimleri ile değerlendirilecektir.

Yasal mevzuat, iş sağlığı ve güvenliği ile İSG uzmanlarına çok ağır sorumluluklar yüklemiş ve neredeyse dikkat ve özen yükümlülüğü bakımından kusursuz sorumluluğa yaklaştıracak nitelikte bir ağırlığı uzmanların omuzlarına bırakmıştır. Uygulamada işveren veya işveren vekillerinin, iş güvenliğine yönelik mevzuatı angarya olarak gördüğü ve hâlihazırda işletme yetkililerinin çoğunun mevzuat uygulamasına direndiği şüphesiz. Tabi iş güvenliği uygulamalarına ilişkin ekonomik maliyetler de işveren direnişinin nedenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu hali ile yasal mevzuattaki boşluklar, İSG uzmanlarının yetkiler bakımından güçsüz bırakılması yüzünden iş güvenliği uzmanı ile işveren arasında yaşanan durumu en basit şekli ile tavşan kaç tazı kovala şeklinde açıklamak yerinde olacaktır.

İş güveliği tedbirleri bakımından direnen diğer grubun işçiler olduğu gerçeği de şaşkınlık verici. Baret, emniyet kemeri, eldiven gibi koruyucu ekipmanı takmayı ve iş güvenliği kapsamında getirilen diğer birçok kaideyi çalışmalarını kısıtlar nitelikte gören işçilerin uygulamalara karşı duruşu iş güvenliği uzmanının bir diğer sorunu.

İşveren ve işçi birlikte iş güvenliği uygulamalarına direnirken, iş güvenliği uzmanı yasa ve yönetmeliklerle kendisine verilen görevi yerine getirmeye çalışmaktadır. İşçi ve işverenin kimi zaman ortaklaşan çıkarları nedeni ile sürekli işverenle, iş güvenliği uzmanı karşı karşıya gelmektedir. Ancak ortaya çıkan iş kazalarında, işverenin sorumluluğu dışında, yasal mevzuat gereği dikkat ve özen yükümlülüğü yerine getirmeyen[1] iş güvenliği uzmanının da sorumluluğuna gidilmektedir.

Makalemiz özde iş güvenliği mevzuatının, kısmi zamanlı uzmana yüklediği sorumluluklar bakımından dikkat ve özen yükümlülüğü de dahil olmak üzere taksirin unsurları irdeleyecektir.

  1. KISMİ ZAMANLI VE TAM SÜRELİ İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLIĞI AYRIMI

Kanun koyucu, yine 6331 Sayılı Yasa’nın 8. maddesinin bu kez 6. fıkrasında “Belirlenen çalışma süresi nedeniyle işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının tam süreli görevlendirilmesi gereken durumlarda; işveren, işyeri sağlık ve güvenlik birimi kurar. Bu durumda, çalışanların tabi olduğu kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa göre belirlenen haftalık çalışma süresi dikkate alınır.” şeklinde düzenleme yaparak, iş güvenliği uzmanlığında bir diğer sınıflandırma şeklini ortaya koymuş ve görevlendirme süresini esas alan; tam zamanlı ve kısmi süreli iş güvenliği uzmanlığı ayrımını zımnen kabul etmiştir.

Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında kanun koyucu bu kez “danışmanlık yapmak üzere görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı” demek sureti ile iş güvenliği hizmetinin danışmanlık kapsamında verilebilecek bir hizmet olduğunu düzenlemiştir.

Bu halde kısmi süreli iş güvenliği uzmanlığı, İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesine dayanarak kısmi süreli çalışma olarak kabul edilmekteyken, danışmanlık; OSGB/işveren ve uzman/OSGB arasında akdedilen hizmet sözleşmesi kapsamında işverene danışmanlık hizmeti verilmesini kapsamaktadır.

Makalemiz kapsamında her iki hal de gerek danışmanlık, gerekse kısmi süreli çalışma tipleri bakımından tam zamanlının zıttı olması nedeni ile kısmi zamanlı olarak adlandırılıp bu şekilde kullanılacaktır. Bu halde kısmi süreli iş güvenliği uzmanından bahsederken iş sözleşmesi ile hizmet veren iş güvenliği uzmanı kastedilirken, kısmi zamanlı iş güvenliğinden bahsederken hem danışmanlık hizmeti veren hem de kısmi süreli iş güvenliği hizmeti veren uzman kastedilmektedir.

  1. İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLARININ GÖREVLENDİRİLME ESASLARI VE SINIFLANDIRILMASI

İş güvenliği uzmanları, 6331 Sayılı İş Sağlı Ve Güvenliği Kanunu’nun “İş yeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları” üst başlıklı 8. maddesinin 8/5 fıkrası ile işyerinin tehlike sınıfına göre kanuni sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Kanun koyucunun ortaya koyduğu sınıflandırma gereği çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli işyerlerinde sırası ile A, B ve C sınıf belgeli uzmanlar görevlendirilebilir. A sınıfı uzman tüm işyerlerinde, B sınıfı uzman az tehlikeli ve tehlikeli işyerlerinde ve nihayetinde C sınıfı uzman sadece az tehlikeli iş yerlerinde çalışabilir.

29.12.2012 tarih ve 28512 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan; İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik 12 maddesi ile iş güvenlik uzmanlarının çalışma süreleri aşağıdaki gibi belirlenmiştir.

a) Az tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 10 dakika.

b) Tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 20 dakika.

c) Çok tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 40 dakika.

Tüm bunlara ek olarak; az tehlikeli sınıfta yer alan ve 1000 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde her çalışan için tam gün çalışacak en az bir iş güvenliği uzmanı görevlendirilir. Çalışan sayısının tam katlarından fazla olması durumunda geriye kalan çalışan sayısı göz önünde bulundurularak çalışan başına ayda en az 10 dakika olmak koşulu ile iş güvenliği uzmanı ek olarak görevlendirilir. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yürürlük tarihi 31.12.2023 olarak kabul edilmiştir.

Tehlikeli sınıfta yer alan 500 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde her 500 çalışan için tam gün çalışacak en az bir iş güvenliği uzmanı görevlendirilir. Çalışan sayısının 500 sayısının tam katlarından fazla olması durumunda geriye kalan çalışan sayısı göz önünde bulundurularak çalışan başına ayda en az 20 dakika olmak koşulu ile iş güvenliği uzmanı ek olarak görevlendirilir.

Çok tehlikeli sınıfta yer alan 250 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde her  250 çalışan için tam gün çalışacak en az bir iş güvenliği uzmanı görevlendirilir. Çalışan sayısının 250 sayısının tam katlarından fazla olması durumunda geriye kalan çalışan sayısı göz önünde bulundurularak çalışan başına ayda en az 40 dakika olmak koşulu iş güvenliği uzmanı ek olarak görevlendirilir.

Her ne kadar çalışma süreleri Yönetmelik ile belirlenmiş ise de Yönetmeliğin ilgili maddesine devam ile “İş güvenliği uzmanları sözleşmede belirtilen süre kadar işyerinde hizmet sunar.” şeklinde düzenleme getirilerek tarafların sözleşme serbestisi ilkesi ışığında aralarında ki sözleşmede çalışma saatini serbestçe belirleyebileceğine değinilmiştir.  Bu serbesti hiç şüphesiz ki yukarıda değinilen en az çalışma saatlerini karşılamak kaydı ile serbesti kapsamında kabul edilir. Nihayetinde en az çalışma saatini karşılamayan sözleşmeler tarafların borçlar hukuku anlamında edim yükümlülükleri bakımından geçerli kabul edilecekse de gerek İSG uzmanı, gerek OSG, gerekse işveren için salt sözleşmenin Yönetmelik’in 121. Maddesine uygun yapılmaması her üçü için de idari yaptırım uygulanmasına neden olur.

Hakikaten de İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik’in 34. Maddesi atfı ile EK-8 ‘de düzenlenen “İş güvenliği uzmanlarının, Bakanlıkça tehlike sınıflarına göre belirlenen çalışma sürelerine uymaması durumunda” orta derece ve yirmi ihtar puanı gerektiren bir ihlal olarak kabul edilmiştir. Paralel düzenleme İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği’nin 21. Maddesinin Ek-7’ye göndermesi ile OSGB’ler bakımından getirilmiş ve “Hizmet verilen işyerinin çalışan sayısına ve tehlike sınıfına uygun sürelerde iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi veya diğer sağlık personeli çalışmasının sağlanmaması durumunda her bir işyeri için,” orta derecede ihlal ve 30 ihtar puanı cezalandırma kabul edilmiştir. İşverenin, OSGB ile dışarıdan hizmet almak sureti ile yaptığı bir İSG hizmeti alım sözleşmesinde en az süre kuralına riayet edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu sürenin altında imzalanacak olan hizmet sözleşmesi tek başına OSGB ve İSG uzmanı için ihtar nedeni kabul edilmelidir. Keza taraflar daha sözleşme imzalandığında bu kurala riayet etmeyecekleri iradesini ortaya koymaktadır. Ayrıca kısmi zamanlı iş sözleşmesi ile çalışan İSG uzmanının iş sözleşmesinde belirtilen aylık çalışma saati süresi, çalışan sayısına göre hesaplanacak en az sürenin de altında kalamaz. Sayının en az çalışma saati altında kalması halinde kısmi süreli çalışan İSG uzmanı yine Ek-8 gereği ihtar ile karşı karşıya kalacaktır.

İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik 12 maddesinin son fıkrası  “İş güvenliği uzmanları tam gün çalıştığı işyeri dışında fazla çalışma yapamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu halde iş güvenli uzmanları bakımından çalışma süreleri göz önünde bulundurarak 6331 Sayılı Yasa’daki değinilen tam zamanlı ve kısmi zamanlı çalışan iş güvenliği uzmanı ayrımı burada da dile getirilmiştir.

  1. TAKSİRLİ SUÇ

A. Taksir

Taksir, 5237 Sayılı Yasa’nın 22. maddesinde altı fıkra ile düzenlenmiştir. Kanun koyucu taksiri dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlamıştır.

765 Sayılı Yasa’da taksir açıkça düzenlenmemesine karşın “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki kalıplar ile düzenlenmiştir. Bu suç tiplerinin ayrıca 5237 Sayılı Yasa’da düzenlenmemesi ve taksir kalıbı içerisine alınması gerek öğretide gerekse uygulamada kabul görürken, bu bir eksiklik olarak değerlendirilmemiştir.[2]

Bu davranış icrai biçimde gerçekleşebileceği gibi ihmali biçimde de gerçekleşebilir. İş güvenliği uzmanları bakımından soruşturma ve davaların çok büyük çoğunlukla, 6331 Sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu ve buna bağlı yönetmeliklerle yüklenen görevlerin ihmali davranış ile yerine getirilmemesi ve bu nedenle bir veya birden fazla işçinin ölmesi ya da yaralanması nedeni ile açıldığı görülmektedir.

Gerçekten de bir iş sahasında meydana gelen her türlü kazada savcılar sorumlu işletmede görevlendirilmiş iş güvenliği uzmanı olup olmadığı yönünde araştırma yapmak durumundadır.  Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 24.06.2020 tarihinde verdiği kararda iş kazası meydana gelen bir şantiyede iş güvenliği uzmanı görevlendirilip görevlendirilmediğinin tespit edilmemesini bozma nedeni saydı.[3] Her iş kazasında soruşturmaya şüpheli olarak dahil edilme olasılığı yüksek olan iş güvenliği uzmanları bakımından artık “taksir” önemli ve detayları ile bilinmesi gereken bir mesleki terim haline geldi.

Doktrinde taksirin unsurları için görüş birliği bulunmamakla beraber, genel kabule göre bir suçta taksirin varlığından söz edebilmemiz için beş unsur aranmaktadır.[4] Yargıtay da öğretide yer alan beş unsurlu ayrıma sürekli atıf yapmakta ve bu ayrımı kabul etmektedir.[5] Buna göre taksirin unsurları; fiilin kanunda taksirle işlenebilen bir suç olarak düzenlenmesi, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak önceden kanunda düzenlenmiş yasaklı bir davranış kuralının gerçekleştirilmiş olması, neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, neticenin istenmemiş olması ve hareket ile netice arasında nedensellik bağı (illiyet) olarak kabul edilir.

B. Taksirin Unsurları

a. Suçun Taksir İle İşlenebilen Bir Suç Olması

Taksir, kasıtlı suçlara göre istisnai bir manevi unsurdur. Keza 5237 Sayılı Yasa’nın 21. maddesi bir suçun işlenmesini kast unsurunun varlığına bağlamıştır. Maddeye göre kast “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek” gerçekleştirilmesidir. Kanun koyucu kast yoğunluğuna varmayan ancak kişilerin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları, mesela kendilerine verilen görevleri ihmali hareket ile yerine getirmemeleri nedeni ile ortaya çıkan bir kısım zarara neden olan neticeleri 22. maddeye getirilen bu istisna hükmü ile cezalandırma yoluna gitmiştir. Fiilin taksirle işlendiğinden bahisle cezalandırılması için ilgili ceza normunda suçun taksirle işlenebileceğine dair açık düzenleme bulunması gerekir. Bir iş kazasını ele aldığımızda, iş güvenliği uzmanının kanun ve yönetmeliklerde kendisine yüklenen görevler bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi halinde; taksirin diğer unsularının da karşılanması şartı ile insan öldürme ve yaralama suçlarının taksirli hallerinden sorumluluğu yoluna gidilecektir.

I. Taksirle Öldürme

i. Bir İnsanın Ölümüne Neden Olma

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Taksirli Öldürme” başlıklı 85. maddesinde düzenlenmiştir. Madde uyarınca taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişinin üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması düzenlenmiştir. Taksirle öldürme suçunun soruşturulması şikayete bağlı değildir, taksirle bir insanın ölümüne neden olunduğunu öğrenen yetkili makamlar resen harekete geçerler.

ii. Taksirle İnsan Öldürme Suçunun Nitelikli Hali

Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

II. Taksirle Yaralama

i. Taksirle Yaralamaya Neden Olma Suçunun Basit Hali

5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 85. Maddesinin 1. Fıkrasında “Taksirle Yaralama” başlığı altında düzenlenmiştir. Buna göre; taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

ii. Taksirle Yaralamaya Neden Olma Suçunun Nitelikli Halleri

5237 Sayılı Yasa’nın 85/2. fıkrası taksirle yaralamanın nitelikli hallerini saymıştır. İlgili fıkrada liste halinde sayılan durumlarda taksire konu davranışa bağlı olarak meydana gelen neticenin ağırlaşan zararlara sebebiyet vermesi teşdit sebebi sayılmıştır.[6]

Suçun nitelikli hallerinin bilinçli taksirle işlenmesi hali dışında taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır. Eğer taksirle yaralama mağdurunun şikayeti bulunmuyorsa resen soruşturma başlatılamaz.

b. Hareketin İradi Olması

Suça konu bir fiilin taksirle işlendiğinin ortaya konabilmesi için failin hareketinin iradi olması gerekmektedir. Failin fiili, icrai olabileceği gibi ihmali de olabilir. İş güvenliği uzmanları bakımından yüksek çoğunlukla eylemin ihmali hareket ile meydana getirildiği görülmektedir. İcrai hareketlerin, ihmali hareketlere göre tespiti daha kolay olmakla beraber iş güvenliği uzmanları bakımından ihmali hareketin çoğunlukla yasal yükümlülükleri gereği gibi yerine getirmemek gibi eylemlerden ortaya çıktığı görülür. Sorumlulukların tanımının mevzuat ile getirilmesi ihmali hareketin tespitini kolaylaşmaktadır. Mesela, az tehlikeli sınıfta yer alan bir iş yerinde, Çalışanların İş Sağlığı Ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 6/5 fıkrasına göre iş güvenliği eğitimlerinin üç yılda en az bir defa verilmesi gerekmektedir. Aynı yönetmeliğin 11. Maddesi bu eğitimlerin en az sekiz saat verilmesi gerektiğini düzenlemektedir. Bu eğitimlerin organize edilmesi doğrudan iş güvenliği uzmanına verilmiş bir görev değildir. Bu görev aynı yönetmeliğin 5/1 maddesi gereğince işverenin sorumluluğundadır.[7] Ancak iş güvenliği uzmanının 6331 Sayılı İş Güvenliği Kanunu’nun 8/1 fıkrası gereğince işverene  iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, tedbir ve tavsiyeleri belirlemek ve işverene yazılı olarak bildirmek yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeni ile ortaya çıkacak bir kazada işveren/işveren temsilcisi ile birlikte, iş güvenliği uzmanı da sorumlu kabul edilebilecektir. Tüm bu sorumluluklarının yerine getiren iş güvenliği uzmanlarının birçok olayda ihmali bir davranışı olmadığı için beraat ettiği de görülmektedir.[8] Örnekten de anlaşıldığı üzere ihmal ile ortaya konan iradi hareket “üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemek, tedbir almamak” şeklinde ortaya çıkmaktadır.

c. Neticenin İstenmemiş Olması

Neticenin istenmemiş olması, taksire konu fiilin, failin iradisine uygun şekilde meydana gelmesini ancak meydana gelen neticenin de fail tarafından istenmemiş olduğunu ortaya koymaktadır.  Taksirin ortaya çıkması için illa istenmeyen sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. İstenmeyen sonuç gerçekleşmediği halde taksir nedeni ile cezai sorumluluktan bahsedemeyiz. Ancak icrai veya ihmali harekete ilişkin ilgili idari mevzuatta başkaca bir ceza düzenlemesi var ise sadece bu düzenleme gereği işlem yapılabilecektir. Mesela 6331 Sayılı İş Güvenliği Kanunu’nun 4/1-a fıkrası uyarınca mesleki risklerin önlenmesi, her türlü tedbirlerin alınması, çalışana eğitim verilmesinden sorumlu işveren ya da işveren vekili bu görevlerini yerine getirmediği takdirde aynı Yasa’nın 26/1-a bendi gereğince her bir yükümlülük için ayrı ayrı bin TL para cezası ile karşı karşıya kalacaktır. O halde yukarıda örnekte olduğu gibi eğitim yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması, iş kazası nedeni ile yaralanma ya da ölüm gerçekleşmemiş olması hallerinde işveren aleyhine sadece idari para cezasına neden olacak ancak işvereni taksirle öldürme ya da yaralama suçlarına muhatap kılmayacaktır.

Neticenin istenmemiş olması sınırının aşılması, meydana gelen suçu olası kast sınırları içerisine sokabilir. Gerçekten de bir işverenin, iş güvenliği eksikleri ve aksaklıkları bakımından birçok kereler uyarılmış olması, buna rağmen bilerek gerekli önlemleri almamakta direnmesi artık neticenin istenmemiş olmasının ötesine geçmektedir.[9]

d. Hareket ile Netice Arasında Nedensellik Bağının Bulunması

Taksirli eylemden bahsedebilmemiz için suça konu hareket ile meydana gelen sonuç arasında bir nedensellik bağı bulunması gerekmektedir. Davranış meydana gelmeseydi, istenmeyen sonuç ortaya çıkmayacaktıysa artık illiyet bağının varlığından söz edilir. Nedensellik bağının ortaya çıkmasını üçüncü kişi yahut mağdurun kendi hareketleri etkilemiş olabilir.

Üçüncü kişinin taksirli eyleme katılması iki şekilde olabilir. Bunlar üçüncü kişinin hareketi nedeni ile nedensellik bağının arasında doğrudan bir ilişki yoktur yani sonucun meydana gelmesi ile üçüncü kişinin hareketleri arasında bağlantı yoktur. Diğer ihtimalde ise üçüncü kişinin hareketi doğrudan sonucu etkiler ve üçüncü kişinin hareketi, sonucun meydana gelmesinde rol oynaması bakımından nedensellik bağına kenetlenir. İş kazaları bakımından iş güvenliği uzmanı ile işveren arasında bu tür bir ilişki ortaya çıkmaktadır. 6331 Sayılı Yasa’nın 8/1 fıkrasına göre İSG uzmanının işyerindeki aksaklıkları tespit için çalışma yapmaması yahut bu denetim sonucunu işverene yazılı olarak bildirmemesi, olası bir iş kazasında iş güvenliği uzmanının kusurlu davranışı ile meydana gelen sonuç arasında işverenin iş güvenliğini sağlamak yükümlülüğüne nazaran orantılı bir sorumluluk yaratmaktadır. Her ne kadar hem işveren hem de iş güvenliği uzmanı birlikte kusurlu olsalar da TCK madde 40/1 maddesi gereğince iştirak hükümleri sadece kast ile işlenen suçlarda uygulanabileceği için TCK 22/5 maddesi gereği her fail kendi kusurundan sorumlu olur ve ceza kusur oranına göre ayrı ayrı belirlenir. Bu halde kısmi süreli iş güvenliği uzmanlığı göz önünde bulundurulduğunda; 6331 Sayılı Yasa’ya işyeri güvenliğini sağlamak sorumluluğu işyeri sahibi ya da temsilcisinde olduğuna göre bunlar asli kusurlu kabul edilecek olup üzerine düşen denetim ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen İSG uzmanı tali sorumlu hale gelecektir.

Taksirle ölüme neden olma suçunda, ölümün iş kazasından kaynaklandığının açık bir şekilde ortaya konulması gerekir. İş kazasından sonra taburcu edilen bir kişinin, taburcu edildikten günler sonra ölmesi halinde; ölüm ile kaza arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı adli tıp raporları ile belirlenmeli sanıklar bakımından kanunda düzenlenen suç tipi buna göre belirlenmelidir.[10]

Hareket ile netice arasındaki nedensellik bağı İSG uzmanının beraat savunması açısından en önemli unsurlardan biridir. Keza nedensellik bağı birçok açıdan kesilmiş olabilir. Mesela mağdurun hareketleri de nedensellik bağını keser. Bir şantiyenin etrafında her türlü güvenlik önleminin alınmasına rağmen bir hırsızın şantiyeye girerek, bir yerden düşüp ölmesi halinde iş güvenliği uzmanına herhangi bir kusur atfedilemeyecektir. Keza iş güvenliği uzmanının tüm güvenlik hazırlıkları nizamnamelerin kendisine verdiği talimatlara uygun bir şablon içerisinde ve şantiye alanında çalışanlar için uyarlanmıştır. İş sahasında olmaması gereken eğitimsiz kişinin şantiyede kaza geçirmesi sonrası yaralanması yahut vefatı nedeni ile İSG uzmanının sorumlu tutulması illiyet bağının adaletsiz şekilde genişletildiği anlamına gelecektir. Ancak oluşa göre işçilere ilk yardım ve acil durum eğitimi aldırılmaması nedeni ile şantiyeye izinsiz giren kişiye, ilk yardım yapılamamış ise yine İSG uzmanının cezai sorumluluğu bakımından nedensellik bağı üzerinde durulabilecektir. Ancak şahıs, ilk yardıma ihtiyaç kalmadan, olay anında vefat etmiş ise yine nedensellik bağı ortadan kalkar.[11] Bu aynı zamanda yukarıda açıkladığı üzere istenmeyen sonucun gerçekleşmemiş olmasıdır. İlk yardım eğitiminin verilmemesi ile (hareket) meydana gelen ani ölüm (sonuç) arasında bağlantı yoktur.

O halde her olayda illiyet bağının mağdurun kusurlu hareketi neticesinde yeni bir nedensellik serisi başlatıp başlatmadığına ve failin kusurlu hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağı bulunup bulunmadığına bakmak gerekir.[12] Mağdurun kusuru, fail bakımından tamamen öngörülemez ise nedensellik bağının bulunmadığı kabul edilecekken; mağdurun kusuruna rağmen fail neticeyi öngörebiliyor ise nedensellik bağını var kabul edilecektir.

Yine İSG uzmanının kazanın oluş şekline göre ne kadar süredir kazaya konu işyerinde çalıştığı da önemlidir. Keza İSG uzmanın gerekli iş güvenliği önlemlerini alması belirli bir süreyi gerektirmekte olup, iş başladıktan bir süre sonra ortaya çıkan kazadan İSG uzmanı sorumlu tutulmamalıdır. Mesela hiç risk değerlendirme ekibi bulunmayan ve yine risk değerlendirmesi yapılmamış bir fabrikada işe başlayan İSG uzmanının bu ekibi oluşturup, tehlike tanımlamasına ilişkin belgeleri toplaması ve tehlikelerin tanımlanması süreci içerisinde meydana gelecek kazalarda illiyet bağı gereği sorumluluğu yoktur. Keza tüm bu işlerin yapılmasından sonra risk kontrol adımları atılabilecektir. Bu örnekler her girilen işyerinde birçok iş bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Örneğin; haftada iki saat yapılan İSG sözleşmesi ile hem işçilere eğitimleri verilip hem de İSG mevzuatındaki onlarca denetimin yapılması, raporlanması hususu uzun süreli ve ciddi bir iş olup her yargılamada İSG uzmanın işgücü/zaman denkleminde yeterliliğinin tartışılmasında fayda vardır. Kanaatimiz gerçeği araştırmakla yükümlü olan ceza mahkemesi yargıcının yönetmelikte düzenlenen zorunlu İSG uzmanı bulundurma süresini tek başına yeterli kabul etmemesi ve her olayda İSG uzmanın üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için yeterli vakti bulunup bulunmadığını araştırması gerekir.

Ülkemizde gerçekleştirilen İSG uygulamalarında işletmelerin tutumu, İSG uzmanının çalışma şartları, İSG alanında uygulanan devlet politikası, İSG maliyetlerinin yüksek olması, İSG uzmanı performans/maaş dengesinin bulunmaması, sezonluk işyerlerinde çalışan sayısının düşmesine bağlı hizmetin kesintiye uğraması vb. sebeplerden; işletmelerin kısa sürelerde uzman değişikliği yaptığı hatta bazı aylarda hizmet almadığı görülecektir. Sıklıkla İSG uzmanlarının değiştirildiği ya da kesintiye uğradığı durumlarda meydana gelen iş kazasında hangi İSG uzmanının sorumlu olduğu hususu çok tartışma götürür bir konu haline gelmekte ve ihmali hareketin failinin tespiti zorlaşmaktadır. İşverenlerin, İSG uzmanlarını bir yük olarak gördükleri ve İSG uzmanlarının iş güvenliği sağlanması adına talepleri en basit bir baskıda dahi OSGB ile görüşüp uzmanı değiştirmek yoluna gittikleri OSGB’lerinde mali çıkarları nedeni ile bu talepleri reddetmedikleri bilinen bir gerçek. Bu tür durumlarda birbirini takip eden İSG uzmanlarının devamlılık arz eden mevzuat yükümlülüklerini yerine getirme ihtimali neredeyse imkansız hale geliyor. Her olay kendi içerisinde ve ayrıca tartışılmalı ancak bu tür durumların etkin İSG hizmeti almayan işverenin sorumluluğunu ön plana çıkardığı ve bu hali ile etkin çalışamayan İSG uzmanlarının ayrı ayrı sorumsuzluğunun gündeme geleceğinin göz önünde bulundurmasında fayda olduğu düşüncesindeyiz.

Yine işveren tarafından İSG uzmanına bildirilmeyen durumlardan dolayı ortaya çıkacak kazalardan iş güvenliği uzmanı sorumlu tutulmayacaktır. Mesela yeni işe alınan birinin, İSG uzmanına bildirilmemesi ve bu kişinin eğitimsizlik nedeni ile iş kazası sonucunda mağdur olmasından İSG uzmanının sorumluluğu bulunmayacaktır. Ayrıca kısmi zamanlı iş güvenliği uzmanlarından günlük çalışma takibindeki aksaklıklarından da sorumlu değildir.[13] Fakat İSG uzmanının, iş ekipmanlarının periyodik bakım planlamasının yapılması gerektiğine ilişkin işverene bildirim yükümlülüğü vardır.

e. Neticenin Öngörülebilir Olması

Taksir suçunun oluşması için failin, icrai ya da ihmali hareketinin sonuçlarını öngörebilmesi gerekir. Öngörülebilir olmayan sonuçlar kaza ya da tesadüf [14] olarak tanımlanabilir. Sonucu öngörülemeyen durumlarda failden gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenemeyeceği gibi yine dikkat ve özenin gösterilmiş olması aslen sonucu da değiştirmeyecektir.[15] Burada öngörülebilir olma belirlenirken failin yaşı, görgüsü, engeli, eğitim seviyesi, mesleği gibi değişkenler göz önünde bulundurulur. Öngörebilme unsurunun varlığının araştırılmasında model-ajan[16] kriterini uygulamak pratik bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Buna göre aynı sınıftaki, aynı özelliklere haiz İSG uzmanlarından oluşturulacak bir grup ile şüpheli ya da sanık karşılaştırılarak, failin meydana gelen kazayı öngörüp öngöremeyeceğinin çözümlenmesi gerekir.

Belirli faaliyetlerde bulunanların mesleğinin tehlikelerini bilip bunları ortadan kaldırmak için azami önlemi alması toplumsal yaşamın bir gereğidir. Gerek meslekte ve sanatta acemilik edenlerin gerekse mesleğine ilişkin nizamnameleri gereğini yerine getirmeyenlerin meydana gelen istenmeyen kazalardan ötürü taksir ile sorumlulukları ortaya koyulurken artık kişilik özelliklerine bakılmaz. Keza meslek sahibinin, kendisini bağlayan nizamnameler ile düzenlenen tedbirleri uygulaması gerektiğini bilecek kadar ehil olduğu yine tehlikeleri öngörüp bunları ortadan kaldıracak donanıma sahip olduğu varsayılır. Toplumsal düzeni sağlamak için hazırlanan nizamnamelerin olası istenmeyen sonuçları ortadan kaldırmak amacı ile yürürlüğe konulduğu ve bunlara uygulamamanın istenmeyen bir sonucu doğuracağı, mesleki ehliyet sahibinin bilgisi dâhilindedir. Bu nedenlerle meslek ehlinin, mesleki nizamlara uygun hareket etmesi ve buna uygun şekilde dikkat ve özeni göstermesi uhdesindedir. Ancak meslekte acemilik yahut deneyimli olmak ayrımı temel cezanın belirlenmesinde“ taksire dayalı kusurun ağırlığı” kapsamında değerlendirilebilir.[17]

f. Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Aykırı Davranış

Kanun koyucu 5237 Sayılı Yasa’nın 22. maddesinin gerekçesini; “Suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmenin gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.” şeklinde düzenlemek sureti ile dikkat ve özen yükümlülüğüne vurgu yapmıştır.

Maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı üzere; kanun koyucu toplumsal davranış kurallarına aykırılığın net sınırlarının belirlenmesinden bilinçli olarak kaçınmış ve “gerekli dikkat ve özen yükümlülüğü” demek sureti ile gerek uhde sahibi bireye gerekse uygulayıcılara sosyal sorumluluğun belirlenmesinde geniş bir alan bırakmıştır. Dikkat ve özen yükümlüğü kişinin önceden belirlenmiş davranış kurallarını gerektiği gibi yerine getirmesinden ibarettir. Bu kurallar yazılı ya da yazısız olabilir. Kişinin tecrübesinden ya da toplumun beklentilerinden kaynaklanan ve bireye dikkat ve özen yükümlüğü veren kurallar yazısız kurallardır. Her türlü kanun, yönetmelik, nizamname ve benzerinden kaynaklanan kurallar da yazılı kural olarak kabul edilir. Gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne yerine getirilmemesi; istenmeyen sonucun engellenmesi için gerekli önlemlerin alınması şeklinde tezahür edebileceği gibi istenmeyen sonucun meydana gelmemesi için bir hareketin yapılmasından kaçınma şeklinde de kendini gösterebilir. İstenmeyen sonucun engellenmesi için gerekli önlemleri almamak ihmali hareketle meydana gelirken, istenmeyen sonucu doğuracak bir hareketten kaçınma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi icrai hareket ile mümkündür.

İSG uzmanları bakımından dikkat ve özen yükümlülüğü konusunda 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası temel mevzuat niteliğindedir. Keza bu Yasa’nın 8/2 maddesi[18] düzenlemesine göre İSG uzmanı gerek mevzuat gerekse teknik gelişmeleri göz önünde bulundurarak işverene eksik ve aksaklıkları bildirmekle yükümlü kılınmıştır. “Eksik ve aksaklıklar” tanımlaması oldukça geniş olup İSG uzmanını her türlü iş güvenliği mevzuatına ve istenmeyen sonuca neden olacak diğer risklere ilişkin tespitleri yapıp, bu tespitlere ilişkin bildirim yükümlülüğü getirmektedir. Bu alandaki mevzuatın ne kadar geniş olduğu düşünüldüğünde kanun koyucunun İSG uzmanını neredeyse kusursuz sorumluluğa iten bir yaklaşım benimsediği anlaşılmaktadır.

Dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmesi bakımından tespit yeterli olmayıp ayrıca işverene yazılı bildirim yapmakta kanun koyucu tarafından zorunlu kılınmıştır. Her ne kadar ceza mahkemesi maddi gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlü ise de yazılı bildirimin yargılamalar sırasında davanın seyrini değiştirdiğini görüyoruz. Meydana gelen bir iş kazasından sonra başlayan yargı sürecinde İSG uzmanı ile işveren arasında menfaat çatışması ve husumet doğduğu da gözetildiğinde yazılı delil yerine tanık ile ispata çalışılması avukatları oldukça zorlayan bir durum. Hatta birçok olayda işveren tarafından ilgili evrakların mahkemelere sunulmadığı ve delil karartılmaya çalışıldığı da görülmektedir. Bu halde özellikle dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatı için  yıllık çalışma planı ve yıllık değerlendirme raporu suretleri ile çalışanlara verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine dair kayıtların bağlı bulunulan OSGB’ye gönderilmesi gerekir.[19]

Uygulamada yazılı bildirimlerin işverenlere imzalatılamadığı, işverenlerin ve vekillerinin durumun ciddiyetinden uzak oldukları bu nedenle de savsak davranarak yazılı bildirimleri kabul etmedikleri ve bunları almaktan imtina ettikleri görülmektedir. Bu durumların yaşanmaması için OSGB’lerin, işverenler ile imzaladıkları sözleşmeye elektronik posta ile yazılı bildirim yapılacağına dair bir madde koymaları yerinde olacaktır. Tüm bunlar sağlanmasa dahi delil üretmek adına her türlü bildirimi en kötü ihtimal ile işveren/işveren vekilinin kendisine ait kurum adresine yahut doğrudan kurum adresine e posta aracılığı yapılması gerekmektedir.

C. Bilinçli Taksir

Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksirden bahsedilir. Taksirin unsurlarından neticenin öngörülmemiş olması unsuru yerini neticenin öngörülmüş olmasına bırakır.

İşverenin, aksaklıklar ve eksiklikler konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından sürekli uyarılması ve bu uyarılara rağmen gerekli iş güvenliği önlemelerinin alınmaması nedeni ile meydana gelen iş kazasında işverenin sonucu öngördüğü ve artık bilinçli taksir ile sorumlu olacağı kabul edilmektedir. [20] 

  1. TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

Hakim, iş güvenliği uzmanının dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeni ile alacağı temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. ve 22/4. maddelerinde yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zamanı nazara almak suretiyle TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmetmelidir. [21]

İş güvenliği uzmanı, 6331 Sayılı Yasa’nın 8/2 fıkrası (İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliği’nin “İş Güvenliği Uzmanlarının Görevleri” başlıklı 9/2 fıkrası) gereğince, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirleri işverene yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür. Örneğin yeni bir işyerinde kısa zamanlı göreve başlayan A sınıfı iş güvenliği uzmanının, çok tehlikeli sınıfta yer alan bir işyerinde işe başladığında ve işyerinin risk değerlendirmesi bulunmadığını ya da son yapılan analiz üzerinden 2 yıllık süresinin geçmiş olduğunu farz edelim. İş güvenliği uzmanının, işletmenin risk değerlendirmesinin bulunmadığını veya süresinin geçtiğini ve risk değerlendirmesinin yapılması gerektiğini işverene veya vekiline yazılı olarak bildirmemesi, bu şekilde gerekli önlemlerin alınmasına ihmali harekete neden olması ve bu nedenle ölümle sonuçlanan iş kazasının gerçekleşmesine neden olması halinde, taksirle insan öldürme suçundan ceza alabilecektir.

Ancak iş güvenliği uzmanının; mesela hem risk analizi hem de diğer bir görevi olan çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin ilgili mevzuata uygun olarak planlanması konusunda çalışma yaparak işverenin onayına sunmak ve uygulamalarını yapmak veya kontrol etmek, sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde kusuru artar. Bu durumda hakim, failin fiilinin kusura ilişkin yoğunluğu ile orantılı şekilde üst sınırın altında kalmak kaydı ile alt sınırdan uzaklaşarak bir cezaya hükmedecektir.[22]

Ancak failinin, nizamnameye aykırı fiillerinin öngörülmekle birlikte gerçekleşmeyeceği düşünülen ve istenmeyen bir neticeyi aşması halinde, suç artık olası kast ile insan öldürme olarak nitelendirilebilecektir.

Taksirli suçlarda TCK 61. Maddesinin g bendinde yer alan “faalin güttüğü amaç ve saik” nedeni ile temel cezada artırım yapılamaz ve bu artırım nedeni gerekçede kullanılamaz.[23]

Temel cezanın değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken diğer bir husus TCK 85/2 maddesinde karşımıza çıkmaktadır. Hüküm gereğince iş kazası sonucunda birden fazla kişinin ölmesi ya da bir kişinin ölmesi ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanması halinde TCK 61/1 maddesi gereğince temel ceza belirlemesi yapılırken meydana gelen zararın ağırlığı gerekçe gösterilerek ceza arttırılmak sureti ile alt hadden uzaklaşılamamasıdır. Keza kanun koyucu teşdit nedeni ile cezanın alt haddini belirlerken meydana gelen zararın ağırlığı kriterini TCK 85/2de düzenlenen normun içerisinde eritmiştir.[24] TCK 61/3 fıkrasında “Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.” şeklinde yer verilen duruma mükerrer değerlendirme yasağı denilmektedir. Suçun nitelikli hallerinde mükerrer değerlendirme yasağı gereği temel cezanın belirlenmesinde kullanılan ölçüt suçun unsurunu oluşturuyor ise bu kıstas ayrıca göz önünde bulundurularak temel ceza belirlenemez.[25]

  1. Zamanaşımı

A. Taksirle Öldürme

TCK 85/1-2 gereği taksirle adam öldürme suçunun üst sınırı 6 yıl ve 15 yıl olduğundan TCK 66/14 atfı nedeni ile TCK 66/1-d’ye göre dava zamanaşımı 15 yıldır.

B. Taksirle Yaralamada Zamanaşımı

Taksirle yaralama şikâyete bağlı suçlardan olup 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73 maddesi uyarınca şikayet süresi fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Altı aylık süre hak düşürücü süre olduğu için altı ay içerisinde bu hakkın kullanılmaması şikayet hakkını ortadan kaldırır.[26] Yine taksirle yaralama suçunda dava zamanaşımı TCK madde 66 gereği 8 yıldır, şikayet hakkı bu süre içerisinde kullanılmak zorundadır.

Bilinçli taksirle yaralama fiili, taksirle yaralamanın nitelikli hallerine sebep olmuş ise suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı değildir.

C. Zamanaşımının Durması, Kesilmesi ve Uzamış Dava Zamanaşımı

TCK madde 67 gereğince zamanaşımının durması halinde, durmaya neden olan olay ortadan kalkınca zamanaşımı işlemeye devam eder. Kesilme halinde ise zamanaşımı yeniden işlemeye başlayacaktır. Ancak yeniden işlemeye başlayan süre suçun kanundan belirlenen zamanaşımının yarısından fazla olamaz. Örneğin 01.01.2011 tarihinde meydana gelen ve yaralanma ile sonuçlanan iş kazasında, kesilme nedeni bulunmaması halinde zamanaşımı 01.01.2019 tarihinde dolacaktır. TCK 67/2-a bendi gereğince şüphelinin ifadesinin alınması kesilme nedenidir. Kazadan sonra şüpheli iş güvenliği uzmanının ifadesi savcılık tarafından 01.01.2012 yılında alınmış ise artık 8 yıllık zamanaşımı 01.01.2012 tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlar. Bu halde başkaca bir kesilme nedeni olmaz ise zamanaşımı 01.01.2020 tarihinde dolacaktır. TCK 67/2- c suç hakkında iddianame düzenlenmesini kesilme nedeni saymıştır. 01.01.2013 yılında suç hakkında iddianame düzenlendi ise yine zamanaşımı kesilir ve 8 yıllık zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu halde zamanaşımı 01.01.2021 tarihinde dolacaktır. TCK 67/2-d sanıkların bir kısmı hakkında dahi olsa mahkumiyet kararı verilmesi zamanaşımını kestiğini düzenlenmiştir. Sanık iş güvenliği uzmanının beraat ettiği yargılama sonucunda, işyeri sahibinin 01.01.2015 tarihinde mahkumiyetine hükmedildiğini varsayalım. Bu halde zamanaşımı her ikisi için de 01.01.2023 tarihinde dolacaktır.  TCK 67’ye göre zamanaşımı suçun kanunda öngörülen zamanaşımının yarısından fazla olamayacağı için artık zamanaşımı süresi (8+4=12) 12 yılı geçemeyecektir. Yani suçun işlendiği tarih olan 01.01.2011 gününden sonra kesilmeler de dâhil edildikten sonra, kesilmeler suçun kanundaki zamanaşımı süresinin yarısından fazla dahi olsa yarısı kadar eklenebilecek ve bu hesaba göre suç 01.01.2023 günü zamanaşımına uğrayacaktır. Yeni ortaya çıkacak yeni zamanaşımı sebepleri zamanaşımını kesmeyecek ve bu tarih geldiğinde devam eden işlemlerdeki kesilme nedenlerine bakılmaksızın mahkeme tarafından dava zamanaşımı nedeni ile düşme kararı verilecektir.

Bu makalenin konusu olmamakla beraber şikayet hakkının kullanılmamasının haksız fiile dayalı maddi ve manevi tazminat haklarını ortadan kaldırmayacağına değinmek istiyorum. Borçlar Kanunu’na göre haksız fiile dayalı tazminat zamanaşımı zarar ve tazminata sebebiyet veren kişinin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl, her halükarda 10 yıl olarak belirlenmiştir. Taksirle yaralamada haksız fiil zamanaşımı cezayı gerektiren bir fiilden doğduğu için artık iki yıllık zamanaşımı yerine; 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 72. Maddesinin 2. cümlesinin, TCK 66/1’e atfı nedeni ile zamanaşımı 8 yıl olarak kabul edilecektir. Yukarıda açıklanan TCK madde 67 uyarınca düzenlenen uzamış zamanaşımı TCK 72/2-2 cümlesi gereğince tıpkı yukarıda hesabı yapıldığı gibi hesaplanır ve haksız fiil tazminatında zamanaşımına eklenir. Yani hukuk mahkemesi hakimi haksız fiilde zamanaşımı hesaplaması yaparken uzamış zamanaşımını dikkate almak zorundadır. [27]

  1. UZLAŞMA

Taksirli yaralama suçu, nitelikli halleri de dahil olmak üzere uzlaştırma kapsamı içerisindedir. Taraflar hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında uzlaşmaya davet edilir. Soruşturma aşamasında uzlaştırmanın başarıya ulaşması halinde savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen mahkeme aşamasında uzlaşma halinde davanın düşmesine karar verilir.

  1. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Gerek bilinçli taksirle gerekse taksirle adam öldürme suçunda iş kazasının meydana geldiği yer asliye ceza mahkemesi yetkilidir. Birden fazla kişinin ölümüne ya da bir kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunduysa görevli mahkeme iş kazasının meydana geldiği yer ağır ceza mahkemesidir. İş kazasının meydana geldiği yerde ağır ceza mahkemesi yoksa yargı çevresindeki en yakın ağır ceza mahkemesi davaya bakmaya yetkilidir.

Hem bilinçli taksir ile yaralama hem de taksir ile yaralama suçlarında yetkili mahkeme iş kazasının meydana geldiği yer asliye ceza mahkemesidir.

  1. SONUÇ

İş güvenliği uzmanlarının, işverenler ve ortak sağlık güvenlik birimleri karşısında mevzuatça yeterince korunmadığı, bu durumun ise gerek can gerekse mal kayıplarına neden olduğu ortadadır. Uzmanların, iş sahalarında sürekli işveren/işçi denkleminde direniş ile karşılaştığı bu nedenle de mevzuatta düzenlenen güvenlik tedbirlerinin tatbikini sağlanamadığı denetleyiciler tarafından da bilinmektedir. Meydana gelecek bir iş kazasında iş güvenliği uzmanlarının taksirle adam öldürme ve taksirle yaralama suçlarından hüküm giymemesi için kendilerini korumaları ancak iş güvenliği mevzuatını ve taksirli suçun tanımını bilmeleri ile mümkündür. İş güvenliği uzmanının tüm uyarılarına rağmen sorumsuz davranan işveren ve işçiler nedeni ile ortaya çıkan iş kazasına bağlı olarak açılacak ceza davalarında sorumlu olarak sanık sıfatı ile yargılanacağına yahut en azından şüpheli sıfatı ile soruşturmanın tarafı olacağına hiç şüphe yok. İş güvenliği uzmanlarının daha sorun ortaya çıkmadan yargılamada kendisini ifade etmesini kolaylaştıracak ve bu anlamda kendisini koruyacak önlemleri alması elzem. Bir iş güvenliği uzmanının, üzerine düşen görevi dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmesi ile dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiğinin ispatının farklı şeyler olduğunu söylemekte fayda olduğu düşüncesindeyiz.

 

KAYNAKÇA

[1] ”Gerçekten de dikkat ve özen yükümlülüğüne ilişkin kuralların birçoğu mevzuattan kaynaklanmaktadır. Örneğin trafik düzeni açısından, 13.10.1983 t. Ve 2918 sy. Karayolları Trafik Kanunu’nda, iş güvenliği açısından, 04.12.1973 ve 7/7583 sy. Bakanlar Kurulu ile kabul edilen “İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği Tüzüğünden…..”  Arkut-Gökçen-Yenidünya, Ankara, 2019, TCK Şerhi, 1. Cilt, Syf:450

[2]5237 Sayılı TCK’da, 765 Sayılı TCK’da yer verilen, “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiş, ancak gerek öğretide, gerekse uygulamada, bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmasının, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmektedir. (Y.12. Ceza Dairesi 03.10.2018 tarih, 2018/4228 E., 2018/9174 K.)

[3] Dosya kapsamına göre, katılanın işçi olarak çalıştığı inşatta kalıp sökümü sırasında, üst kattan düşen kalasın katılanın bulunduğu kalası kırması üzerine, katılanın üçüncü kattan düşerek duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine neden olacak şekilde yaralanması ile neticelenen olayda,Sanığın mahkemede yapmış olduğu savunmada şantiye sorumlusunun S.L. olduğunu ileri sürdüğü, temyiz dilekçesinin ekinde 31.10.2011 tarihinde kendi yetkisinin “proje müdürü” olarak değiştiğini beyan ettiği anlaşılmakla, her ne kadar S.L. mahkemece tanık sıfatıyla dinlenilmiş ise de, dosya muhteviyatından sorumlu şantiye şefinin kim olduğunun kesin olarak tespit edilemediği görülmüş olup, şirket adına görevlendirilen sorumlu şantiye şefinin kim olduğu ve iş güvenliği uzmanı görevlendirip görevlendirmediğinin tespit edilmesi, şantiye şefi sanık değil ise tespit edilen kişi hakkında dava açılması sağlanıp incelemeye konu dava dosyası ile birleştirilmesi, sorumluların kusur durumunun tespiti amacıyla, kişilerin şirket içerisindeki konum ve görevlerine ilişkin şirket içi organizasyon şemaları da dosya arasına eklendikten sonra dosyanın iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilerek rapor alınması ile sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması; Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 24/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay  12. Ceza Dairesi  2019/6485 E., 2020/3924 K. Dosya kapsamına göre, olay günü sanığa ait şirketin yaptığı inşaatta demirci ustası olarak çalışan müştekinin parmağını demir bükme makinesine kaptırması neticesinde 2. derece kemik kırığı ile yaralanması şeklinde meydana gelen olayda, sanığın sahibi olduğu şirketin inşaat sahasında şirketi adına sorumlu şantiye şefi veya iş güvenliği uzmanı görevlendirip görevlendirmediği, görevlendirilmiş kişiler varsa haklarında dava açılması sağlanıp incelemeye konu dava dosyası ile birleştirilip, sorumluların kusur durumunun tespiti amacıyla, kişilerin şirketler içerisindeki konum ve görevlerine ilişkin şirket içi organizasyon şemaları da dosya arasına eklendikten sonra dosyanın iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilerek rapor alınarak, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 12. Ceza Dairesi 2019/5860 E.,2020/2942 K.

[4]DEMİRCİ Bahar, Ankara,2011, Türk Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sorumluluk, Yüksek Lisans Tezi,  Syf: 96  “Bu açıklamalar ışığında, bizim de kabul ettiğimiz düşünceye göre taksirin unsurları; fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, davranışın istenilmiş sonucun ise istenilmemiş olması, önceden belirlenmiş davranış kurallarının ihlal edilmiş olması, davranış kurallarının ihlal edilmesi suretiyle gerçekleştirilen davranışın sonucunun öngörülebilir olması, gerçekleştirilen davranış ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik bağının mevcut bulunması olmak üzere beş tanedir.”

[5]“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 gün ve 179-499; 18.02.2014 gün ve 10- 80; 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204 ile 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;

1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradiliği,

3- Neticenin iradi olmaması,

4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,”

Şeklinde kabul edilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 31.03.2015 tarih ve 2013/12-654 E., 201575 K.

[6] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

d) Yüzünde sabit ize,

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,

neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) Bilinçli taksir hali hariç olmak üzere, bu maddenin kapsamına giren suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.

[7] “2-Sanıkların yüksekliği fazla, düşme tehlikesi bulunan olay yerinde çalışanlarına emniyet kemeri ve paraşüt tipi emniyet kemeri temin etmedikleri, çalışanlarının kullanımını kontrol etmedikleri, düşmeyi önleyici platform veya bariyer yapmadıkları, çalışanlarına iş güvenliği eğitimi vermedikleri dikkate alındığında sanıkların meydana gelen olay açısından asli kusurlu oldukları ancak bilinçli taksirle hareket etmedikleri anlaşıldığından sanıklar hakkında, TCK’nın 22/3. maddesi hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla cezaya hükmolunması;” (12. Ceza Dairesi 10/12/2019 T. 2018/3215 E. , 2019/11663 K.)

[8] “sanık …’nin müdafisi tarafından dosyaya sunulan ıslak imzalı belgelere göre, sanığın gerekli risk analizi ve değerlendirmesini yaptığı, hazırladığı risk analizi belgesinde çok açık bir biçimde 20.sırada hareketli tavan vinciyle yük transferi konusunda operatöre gerekli eğitimi aldırmak, 39.sırada boya yapım sahasında, eşekler üzerindeki malzemelerin el ile hareket ettirilmesi tehlikesinde ciddi yaralanma ve can kaybı olabileceği, vinç yardımıyla çalışılması gerektiği, 40.sırada yine boya yapım sahasında, payandası olmayan eşek kullanımında ise yine ciddi yaralanma ve can kaybı olabileceği, eşeklerin malzemeleri taşıyabilecek seviyede olması, devrilmeye karşı tedbirlerin alınması gerektiğinin yazılı olduğu, olayın meydana gelmesinde kusuru bulunmayan sanık …’nin atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi” (12. Ceza Dairesi 02/10/2018, 2017/392 E. , 2018/9085 K.)

[9] “Olayımızda ise öngörülmekle birlikte gerçekleşmeyeceği düşünülen ve istenmeyen bir neticeden bahsedilmeyeceği, defalarca yapılan tespitler ve uyarılara rağmen hatalı, eksik ve tehlikeli çalışma yöntemini sürdüren sanıkların kusurluluk düzeyinin taksir düzeyini aştığı anlaşılmaktadır. Bu şekildeki çalışma ile grizu patlaması olabileceğini öngörmelerine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici nitelikte bir çalışma yapmadıkları, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek suretiyle, “olursa olsun” düşüncesi ile hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri; bu nedenle gerçekleşen bu neticeden olası kast hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerektiği ve olası kastla adam öldürme suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden, sanıkların taksirle öldürme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi,……….. BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanıkların kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 24.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(12. Ceza Dairesi 2017/11896 E. , 2019/1208 K. 24.01.2019 T.)

[10] “….daha sonra kamyonun kasasındaki kömürleri depoya boşaltmak için işyerinde hamal olarak çalışan ölen ve iki arkadaşının depo bölümüne park edilmiş kamyonun yanına giderek kasasının arka kapağını açmaya başladıkları, işçilerden … ve …’in kapağın yan kısımlarındaki kanca pimlerini çıkarttıkları ve …’nın da kapağın ortasına gelerek eliyle kapağın yavaş bir şekilde açılması için hazırlık yaptığı sırada, kasa içinde bulunan ve istif yerinden kayan kömür torbalarının uyguladığı basınçla kontrolsüz ve ani biçimde açılan kapağın, işçilerden …’nın burun ve sol diz kısmına çarpması neticesi mağdurun sol fibulatibia kemik kırığının hayat fonksiyonlarını 3. derecede etkileyecek şekilde yaralandığı, kaldırıldığı hastanede 28.04.2011 tarihinde yapılan ameliyat ve alçı uygulamasından sonra 05.05.2011 tarihinde salah bularak önerilerle ve kontrol edilmek üzere taburcu edildiği, evinde istirahat halinde ve sıkıntısız şekilde iyileşme süreci devam ederken taburcu olduktan 18 gün sonra bacağındaki ağrı ve nefes almakta zorlanması şeklinde gelişen şikayetleri ile ani biçimde fenalaşması sonucu ölümü ile sonuçlanan olayla ilgili Adli Tıp Kurumu Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19.04.2012 tarihli raporda ölüm nedeninin kesin olarak tespitine imkan bulunmadığı, bununla birlikte ölüm belgesinde yazılı bulunan ölüm nedeni (emboli ve tromboz) doğru olarak kabul edildiği takdirde; bu tablonun ekstremite kırıklarını müteakip immobilizasyona bağlı olarak meydana gelmesinin tıbben mümkün olduğunun kabulü gerektiğinin ifade edildiği;………bu raporlar arasındaki çelişkilerin giderilip olay ile ölüm arasında illiyet bağının, bulunup bulunmadığı ve ölüm nedeninin duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından bir de Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi, (Y.12. Ceza Dairesi 08.03.2016 tarih 2015/4088 E. ,2016/3539 K.)

[11]“Olayın vuku bulduğu yer, etrafı iki metre beton duvarla çevrili ve üzerinde üç sıra tel örgü bulunan, dışarıdan başkalarının girmesine yasak olan havaalanı sahası olup, ölenin tırmandığı duvar üzerindeki tel örgülerin arasından geçmek suretiyle olay yerine izinsiz ve görevlilerin bilgisi haricinde girdiğinin anlaşılması karşısında, sanıkların eylemi ile olay arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı, kendi kusurlu hareketi ile ölümün meydana geldiği gözetilmeden yazılı gerekçelerle sanıkların mahkumiyetine karar verilmesi,…..bozulmasına… karar verilmiştir.” T.C. YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ E. 2006/4946 K. 2006/6759 T. 30.11.2006

[12] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, TCK Şerhi, Genel Hükümler, 1. Cilt Ankara, 2009, Syf .444

[13] “Sanık … hakkında yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … müdafinin katılan işçinin olaydan 9 gün önce işe başladığı ve işe başlamasının işveren tarafından sanığa bildirilmemesi nedeni ile iş güvenliği eğitiminin verilemediği, kısmi zamanlı çalışan sanığın aylık toplantı ve risk analizlerini bildirdiği, her makinenin günlük çalışma takibinin yapılmasının mümkün olmaması nedeni ile sanığın kusurunun bulunmadığına; katılan vekilinin ise vardiya amiri sanık …’e makinedeki sorun bildirilmesine rağmen ilgilenmemesi, kontrol ve gözetimde bulunmaması nedeni ile kusurlu olduğuna, diğer sanık …’ya verilen cezanın ise az olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle; sanık … hakkındaki beraat hükmü ile sanık …hakkındaki mahkumiyet hükmünün isteme uygun olarak ONANMASINA, 08.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

[14]ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, TCK Şerhi, Genel Hükümler, 1. Cilt Ankara, 2009 Syf 447

[15]DEMİRCİ Bahar, Ankara,2011, Türk Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sorumluluk, Yüksek Lisans Tezi, Syf: 110

[16] Çiftçioğlu, Cengiz Topel, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara, 2013/3 Sayı  “Burada, sonucun öngörülebilir ve önlenebilir olup olmadığından değişik “model-ajan” kriterine başvurulacaktır. Bu kriterde modern iş bölümü, uzmanlaşma, bilgi standard farklılıkları yanında eğitim derecesi, yaş, fiziki eksiklik gibi ölçütlerin değerlendirildiği gruplar esas alınarak sorumluluk tespit edilecektir.[41] Öte yandan taksirin varlığını belirlemeye yönelik kınanabilirlik yargısı izafidir. Çünkü istenmeyen sonuç belli durumda olan bir fail için öngörülebilir ve önlenebilir iken başka bir fail yönünden bu nitelikte olmayabilir. Model-ajan ölçütünde bir mesleki faaliyet içinde birden çok model-ajan belirlenmesi mümkündür.”

[17] “Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.” (Y.12. Ceza Dairesi 03.10.2018 tarih, 2018/4228 E., 2018/9174 K.)

[18]İşverene iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda rehberlik ve danışmanlık yapmak üzere görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı, görev aldığı işyerinde göreviyle ilgili mevzuat ve teknik gelişmeleri göz önünde bulundurarak iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, tedbir ve tavsiyeleri belirler ve işverene yazılı olarak bildirir. Eksiklik ve aksaklıkların düzeltilmesinden, tedbir ve tavsiyelerin yerine getirilmesinden işveren sorumludur. Bildirilen eksiklik ve aksaklıkların acil durdurmayı gerektirmesi veya yangın, patlama, göçme, kimyasal sızıntı ve benzeri acil ve hayati tehlike arz etmesi, meslek hastalığına sebep olabilecek ortamların bulunmasına rağmen işveren tarafından gerekli tedbirlerin alınmaması hâlinde, bu durum işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanınca, Bakanlığın yetkili birimine, varsa yetkili sendika temsilcisine, yoksa çalışan temsilcisine bildirilir. Bildirim yapmadığı tespit edilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının belgesi üç ay, tekrarında ise altı ay süreyle askıya alınır. Bu bildirimden dolayı işvereni tarafından işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının iş sözleşmesine son verilemez ve bu kişiler hiçbir şekilde hak kaybına uğratılamaz. Aksi takdirde işveren hakkında bir yıllık sözleşme ücreti tutarından az olmamak üzere tazminata hükmedilir. İşyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının iş kanunları ve diğer kanunlara göre sahip olduğu hakları saklıdır. Açılan davada, kötü niyetle gerçek dışı bildirimde bulunduğu mahkeme kararıyla tespit edilen kişinin belgesi altı ay süreyle askıya alınır.

[19]29.12.2012 tarih ve 28512 Resmî Gazete’de yayınlanan İş Sağlığı ve Hizmetleri Yönetmeliği 13/2 madde “İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunmak üzere OSGB’lerce görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı tarafından saklanması gereken onaylı defter suretleri, (Ek ibare:RG-18/12/2014-29209) yıllık çalışma planı ve yıllık değerlendirme raporu suretleri ile çalışanlara verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine dair kayıtlar OSGB arşivinde tutulur ve istenmesi halinde denetime yetkili memurlara gösterilir. Kendilerinden talep edilmese dahi, sözleşme süresi sonunda bütün kayıt ve dosyalar OSGB’lerce işverene teslim edilir.”

[20] “..ayrıca sanık müdafii tarafından sunulan 27.02.2012 tarihli iş sağlığı ve güvenliği gözetim raporunda “dokuma bölümündeki dokuma makinelerinin çalışma esnasında kapaklarının açık olduğu, kapalı çalışılması gerektiği, ayrıca kompresörün açıkta yani kapaksız çalışan döner kayış – kasnak kısmının uzuv sıkışması / kaptırma ihtimaline karşı kapakla kapatılması gerektiğinin belirtilmiş olması, yine 28.03.2012 tarihinde iş güvenliği uzmanı tarafından yapılan denetimde “dokuma bölümündeki tik tak makinesinin açıkta çalışan kayış – kasnak kısmına koruyucu kapak yapılması gerektiği’nin vurgulanmış olmasına rağmen, sanık hakkında bilinçli taksir hükümleri uygulanmayarak, eksik cezaya hükmolunması, aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.” (Y.12. Ceza Dairesi 04.04.2019 tarih 2017/8899 E.,2019/4562 K.)

[21]“Olay tarihinde, …. şantiyesinde faaliyet gösteren ……..Endüstri Anonim Şirketinde, iş güvenliği uzmanı olarak sanık …’nun çalıştığı, iki logarın birbirine bağlanması için yapılan kazı çalışması esnasında kazı çukurunun içine çalışma için giren işçinin üzerine toprak kayması neticesinde toprak altında havasız kalarak mekanik asfiksi sonucu öldüğü olayda; taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. ve 22/4. maddelerinde yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, sanık …’nun asli kusurlu oluşunun mahkemece de kabul edilişi somut olayda alt sınırdan uzaklaşılarak hak ve nesafete uygun bir ceza tayini yerine asgari hadden ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 11.01.2017 tarih 2015/14958 E., 2017/203 K.)

[22] TENERİ, Gökhan Dr. Temel Cezanın Belirlenmesi, Ankara Barosu Dergisi, 2016, Sayı 3 Syf:152 “Taksirin derecelendirilmesinde dikkate alınması gereken husus failin göstermesi gereken objektif özen yükümlülüğünün ağırlığıdır. Failin göstermeyi ihmal ettiği özen yükümlülüğünün ağırlığı, temel cezanın belirlenmesinde ölçü norm olarak dikkate alınabilecektir. Özellikle netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar bakımından varlığı aranan ağır taksir kavramı özel hukukta kullanılmaktadır.”

[23] Taksirle yaralama suçundan sanıkların mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık …müdafii ve sanık …tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanıklardan …’in…k Otelinde sorumlu müdür, sanık …’un ise iş güvenliği uzmanı olarak çalıştığı, olay tarihinde otele ait teleferikten indikten sonra kayak alanına doğru yürümekte olan katılanların otelin çatısından düşen karların altında kalması sonucu basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, soruşturma aşamasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi ile olayın meydana geldiği otelde kış şartlarında yoğun kar yağışı sonucunda oluşabilecek tehlike ve risklere karşı gerekli iş güvenliği önlemlerini almak ve denetlemekle yükümlü olan sanık …’in asli kusurlu olduğu, sanık …’un ise meydana gelen kaza ile ilgili herhangi bir tehlike ve risk öngörüsünde bulunmaması, teleferiğe binmek isteyen ve teleferikten inen müşterilerin güvenliğini sağlayacak yönlendirmelerin ve giriş çıkışların yeterli olmaması, müşterilerin hata yapmalarını veya dikkatsiz davranmalarını engelleyecek bir bilgilendirme ve yönlendirme yapılmaması nedeniyle tali kusurlu olduğunun tespit edildiği olayda; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin ve sanık …’ın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi, isabetsiz olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bu hususların yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” ibaresinin çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/4786 E.,2020/1524 K.)

[24]TENERİ, Gökhan Dr. Temel Cezanın Belirlenmesi, Ankara Barosu Dergisi, 2016, Sayı 3 Syf:150 “Meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınması gereken diğer bir ölçüdür. Belirtilen ölçü açısından da “mükerrer değerlendirme yasağı” geçerlidir”

[25] TENERİ, Gökhan Dr. Temel Cezanın Belirlenmesi, Ankara Barosu Dergisi, 2016, Sayı 3 Syf:148 “Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.” Bu hükme göre, sanık hakkında temel cezanın belirlenmesinde hükmün aynı zamanda unsur olması halinde bu husus ikinci kez dikkate alınmayacaktır. Kanun gerekçesinde “mükerrer değerlendirme yasağı” olarak düzenlenen hükmün suçun nitelikli halleri açısından da dikkate alınması gerekir.”

[26] “25.07.2012 tarihinde gece vardiyasında, sanıklardan …’ın ustabaşı olarak, …’ün bakım onarım şefi, …’in fabrika müdürü, …’in üretim şefi iş güvenliği uzmanı olarak görev yaptıkları mobilya fabrikasında, arıza bakım sorumlusu olarak çalışan katılanın, kenar işleme ve bantlama makinasında arıza olduğunun bildirilmesi üzerine arızayı gidermek üzere makinedeki tutkal zincirini çeviren zinciri dişliye takmak istediği sırada, makinanın içinden sızan sıcak tutkalın sağ eline akması, bu tutkalı temizlemek için sol eliyle müdahale ettiği sırada sol eline de bulaşıp yanması sonucunda katılanın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması ile sonuçlanan olayda, taksirle yaralama suçunun şikayete tabi olduğu ve şikayetin, TCK’nın 73/1. maddesinde belirtilen 6 aylık süre içerisinde yapılması gerektiği halde katılanın şikayet hakkını 02.04.2013 tarihli vekaletname ile tayin ettiği vekili aracılığıyla 22.04.2013 tarihinde ve süresinde kullanılmadığı nedeniyle sanık hakkında verilen düşme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; ……mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” (12. Ceza Dairesi 2015/3188 E , 2016/500 K. 18.01.2016 T.)

[27] Somut olayda zararlandırıcı sigorta hadisesinin aynı zamanda olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 Sayılı TCK’nın 89. Maddesinde belirtilen “Taksirle Yaralama” suçunu oluşturduğu ve aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, bu uzamış zamanaşımı süresinin ise kesilmelerle birlikte 8+4=12 yıl olduğu, buna göre ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı açıktır. Hal böyle olunca işin esasına girmek gerekirken maddi tazminatın ıslahla arttırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.(T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİE. 2019/869K. 2019/5707T. 1.10.2019)

 

Paylaş:

© 2020 Av. Lider TANRIKULU Hukuk Bürosu

logo-footer