Türk Ceza Kanununda Hileli Ve Taksirli İflas – Av. Lider Tanrıkulu | Antalya Avukat

ÖZET

Hileli ve taksirli iflas her ne kadar 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 161. ve 162. maddelerinde düzenlenmiş olsa da öncelikle değinilmesi gerekilen konu, iflas kurumudur. İflas, kelime anlamı itibari ile batmak, batık olma durumudur. Ticari anlamda, borçlarını ödeyemediği mahkeme kararı ile tespit ve ilan olunan iş adamının durumu, müflislik olarak adlandırılır.

Hukuki anlamda iflas kavramı, borcun ödenmemesidir. Daha geniş anlatımla, sermaye şirketleri ile kooperatifler bakımından özel bir iflas sebebi bulunmaktadır. Bu özel iflas sebebi, şirket veya kooperatiflerin borçlarının alacaklarından veya malvarlıklarından fazla olması ve borçların kapatılması imkânının bulunmaması durumudur. Bu gibi durumlarda tacirin borcunu ödememesine binaen iflas kararı verilir ve iflas masası kurulur. Bazen müflis konumuna düşen tacir iflas masasına mallarının girmemesi için kasten yahut taksirli davranışlarda bulunabilir. Bu gibi durumlarda da Türk Ceza Kanunu ‘’ Kişilere Karşı Suçlar’’ başlıklı ikinci kısmında ‘’Mal Varlığına Karşı Suçlar’’ adı altında onuncu bölümde hileli ve taksirli iflası düzenlemiştir.

A. GENEL OLARAK

5237 Türk Ceza Kanunu 161.maddesi uyarınca, malvarlığını eksiltmeye yönelik kasten hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Hileli iflasın varlığı için;
a) Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunması,
b) Malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarruflarının ortaya çıkmasını önlemek için ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi,
c) Gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi olmadığı halde, sanki böyle bir ilişki mevcutmuş gibi, borçların artmasına neden olacak şekilde belge düzenlenmesi,
d) Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla veya sahte bilanço tanzimiyle aktifin olduğundan az gösterilmesi, gerekir şeklinde düzenlenmiştir.
Aynı kanunun 162.maddesine baktığımızda ise, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, demekle de taksirli iflas suçunu işlemiş sayılacaktır.
Bu iki madde arasındaki fark ise suçun manevi unsuruna ilişkin olup, bu sebeple farklı maddelerde düzenlenmektedir.
765 Sayılı eski kanun ile 5237 Sayılı kanun arasında karşılaştırma yapılacak olursa, eski kanun sadece İcra İflas Kanununa ilişkin atıfta bulunmuş olup, suçun işleniş biçimine yönelik herhangi bir düzenlemede bulunmamıştır. 5237 Sayılı kanunun ise, bu yönüyle eski kanundan ayrılmış ve bu suçun nasıl işleneceğini öngörmüş, seçimlik hareketlerden bir tanesinin işlenmesiyle birlikte suçu işlenmiş saymaktadır.

B. KORUNAN HUKUKİ YARAR

Hileli yahut taksirli olarak iflas suçunda korunan hukuki yarar, öncelikle alacaklının bireysel olarak zarara uğramasını engellemektir. Bu sebeple alacağın varlığının korunması, ekonomik düzenin de korunması anlamına gelmektedir.
Bununla birlikte hileli iflasın düzenlenme sebeplerinden bir diğeri, ticari hayatta tarafların birbirilerine duydukları güven ilkesidir. Bu husus uluslararası ticarette de geçerli olup, geniş anlamda değerlendirildiğinde de toplumun ve toplumların ekonomik yapısını koruyarak ticari hayatın ilerlemesine katkı sağlamak ve korumaktır.
Konusu para olan suçlarda hapis cezasının öngörülmesine ilişkin olarak her ne kadar anayasaya aykırılık iddiasında bulunulmuş olsa da Anayasa Mahkemesi korunan toplumsal ve ekonomik yararı göz önünde bulundurarak hapis cezasını yasaya aykırı bulmamıştır.

C. SUÇUN KONUSU

Hileli ve taksirli iflas suçlarının konusu, maddi ve hukuki olarak ikiye ayrılmaktadır.
Her iki suçun da maddi unsuru, alacaklının alacak teminatını karşılayan mallardır. Başka bir söylemle alacaklının iflas eden borçludan olan alacağın konusunu oluşturan şeylerdir.
Her iki suçun da hukuki konusu, korunan hukuki yarar ile aynı olup, bireysel anlamda alacaklının alacak hakkını korumak ve toplumsal anlamda da ticari hayatta güven ilişkisini sağlayarak ekonomik sistemi dengede tutmaktır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 06.01.2020 tarihli, 2019/27075 E., 2020/37 K. sayılı kararına göre; “İflas kararı objektif bir cezalandırılabilme şartı olup, sanığın hileli iflas suçundan cezalandırılabilmesi için mutlaka kesinleşmiş iflas kararının bulunması ve denetime imkan verecek şekilde kesinleşme şerhi içeren onaylı suretinin dosya içerisine alınması gerekmektedir.”

D. FAİL

Bu husus öğretide tartışmalı olup, iki görüş mevcuttur:
Bizim de katıldığımız ve çoğunluk tarafından kabul edilen görüşe göre; hileli iflas suçunun faili iflasa tabi, borcundan ve icra takiplerinden kurtulmak amacıyla malvarlığını eksiltmeye yönelik tasarruflarda bulunan kişidir. Bu durumda fail ancak borçlu tacirler olabileceğinden, hileli iflas suçu fail açısından özgü/mahsus suç niteliğindedir. Ceza kanunlarında yer alan suçlar kural olarak herkes tarafından işlenebilse de, özgü suçlar, ancak belli sıfatlara sahip kişiler tarafından işlenen suçlardır, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir.
Başka bir deyişle, hileli iflas suçunun faili, borçlu tacirdir. Türk Ticaret Kanunu ise taciri, gerçek kişi tacirler ve tüzel kişi tacirler olarak iki ayrı maddede düzenlemiştir. TTK madde 12’ye göre tacir ve tacir gibi sorumlu olanlar tanımlanmıştır:
– Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.
– Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
– Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
Tüzel kişi taciri düzenleyen aynı kanunun 16.maddesi ise şu şekildedir:
-Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.
-Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar.
Hal böyle iken Türk Ticaret Kanunu’nda tanımı yapılmış tacir ile tacir sayılanlar ve Türk Ceza Kanunu’nda tanımı yapılan hileli iflas suçu, kanaatimizce özgü suç olup, borçlu tacirler tarafından işlenebilecektir.
Diğer bir görüşe göre ise ( Prof. Dr. Özgenç) hileli iflas suçunun failinin tacir olması zorunlu değildir. Tacir olmayan kişiler de fail olabilir, çünkü, iflas yoluyla takibata uğrayacak kişi ile hileli iflas suçunun failini karıştırmamak gerekir, demektedir ancak bu görüşe katılamıyoruz.
Taksirli iflas suçunun faili de kanaatimizce tacirdir. Çünkü TCK 162.maddesindeki suç tanımına bakıldığında, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi’ ifadesine yer verilmiştir. Failin ancak tacir olması gerektiği için bu suç özgü suçtur.

E. MAĞDUR

Hileli yahut taksirli davranışlar sonucu iflas eden kişiden alacaklı olup bu alacaklarını tahsil edemeyen veya tahsil edememe tehlikesiyle karşılaşan kişilerdir.

F. SUÇUN MADDİ UNSURU

1- Hareket

Hileli iflas suçunda hareket unsuru, kanunda tahdidi olarak sayılan seçimlik dört hareketten bir tanesinin tamamlanması ile, suç tamamlanmış sayılır. Anılan kanun maddesine göre,
a) Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunması,
Bu bende göre de kendi arasında seçimlik hareket söz konusudur: kaçırma, gizleme veya değerinin azalmasına neden olma,
b) Malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarruflarının ortaya çıkmasını önlemek için ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi,
Bu bende göre de kendi arasında seçimlik hareket söz konusudur: anılan belgelerin gizlenmesi yahut yok edilmesi,
c) Gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi olmadığı halde, sanki böyle bir ilişki mevcutmuş gibi, borçların artmasına neden olacak şekilde belge düzenlenmesi,
belgede sahtecilik yapılması,
d) Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla veya sahte bilanço tanzimiyle aktifin olduğundan az gösterilmesi,
belgede sahtecilik yapılarak borç miktarının müflisin lehine göre düzenlenmesi,
yukarıda anılan maddeye göre, bunlardan bir tanesinin gerçekleştirilmesi durumunda hileli iflas suçu oluşmuş sayılacaktır.

Hileli iflas suçunda değinilmesi gerekilen bir diğer husus ise suçun ne zaman gerçekleşmiş sayılacağıdır. Tartışmalı olan bu konuda tartışmaya girmeden kısaca belirtmek gerekir ki, TCK 161’deki suç tanımına göre bu suç; sırf hareket suçudur. Bu nedenle, kanunda suçu oluşturacağı belirtilen seçimlik hareketlerden en az birinin işlenmesi ile suç tamamlanmış olur. İflasa karar verilmesi, objektif cezalandırma koşuludur. Objektif cezalandırma koşulu, suçun tamamlanmasından sonra tarafların iradesi dışında gerçekleşen bir durumdur. Bu suçun ikinci işleniş şekli olan, iflasa karar verilmesinden sonra ve fakat iflasın kapanmasından önce seçimlik hareketlerin işlenmesi durumunda, iflasa karar verilmesi, objektif cezalandırma koşulu değildir. Çünkü, objektif cezalandırma koşulu, suçun tamamlanmasından sonra gerçekleşir. Oysa suçun bu ikinci işleniş şeklinde, suçun işlenmesinden önce gerçekleşmiştir.
Madde gerekçesi ve suçun sırf hareket suçu olduğunu kabul eden görüşe göre, suçun tamamlanabilmesi için alacaklının zarar görmüş olması gerekmemektedir. Objektif cezalandırma koşulunun arandığı suçlarda, suçun teşebbüs aşamasında kalması veya tamamlanmış olması, failin cezalandırılması için yeterli değildir. Bu nedenle, suç ister teşebbüs aşamasında kalsın isterse tamamlansın faili cezalandırabilmek için objektif cezalandırma koşulunun (iflasa karar verilmesinin) gerçekleşmesi gerekir.
Taksirli iflas suçunun ne zaman gerçekleşmiş olacağı kısmında ise, dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi ile suç gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu konuda tahdidi bir sıralama kanunda yapılmamış olup, İİK 310 maddesine göre değerlendirilme yapılacaktır. Anılan madde, sıralayıcı ölçütte değil, örneklendirme ölçütüdür.
Taksirli iflas suçu, sırf hareket suçudur. Madde gerekçesine göre, suçun tamamlanabilmesi için alacaklının zarar görmüş olması gerekmemektedir

2- Netice

Yukarıda detaylı olarak anlatıldığı üzere gerek hileli gerek taksirli iflas suçları sırf hareket suçudur. Bu sebeple alacaklının zarara uğranması beklenmez. Başka bir deyişle hileli yahut taksirli hareketin gerçekleşmesi ile suç tamamlanmış sayılır.

3- İlliyet Bağı

Hileli yahut taksirli iflas suçlarında, alacaklının zarara uğranması beklenmediğinden nedensellik bağı kurulması da beklenemez.

G. SUÇUN MANEVİ UNSURU

Hileli iflas suçu yalnızca kasten işlenebilir. Hileli iflas suçu ile ilgili olarak failde; malvarlığını eksiltmeye yönelik bir kastın bulunması ve bunun dışında, tahdidi olarak sayılan fiillerden en az birisinin kastla işlenmesi gerekir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 17.01.2019 tarihli, 2018/7884 E. ve 2019/847 K. sayılı kararında; “5237 sayılı TCK’nın 161/1-b maddesindeki düzenlemeye göre ilgili defter ve belgelerin tevsik edileceği borçlunun malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarruflarda bulunması halinde önem arz edeceği, borçlunun mallarını kaçırmaya yönelik gerçekleştirilmiş olan hileli bir tasarruf olmaksızın ilgili ticari defter, kayıt ve belgelerin istenildiği halde verilmemesinin hileli iflas suçunu gerçekleştirmek için başlı başına yeterli olmayacağı, sanıkların ticari defter, kayıt veya belgeleri gizlemesi veya yok etmesi eyleminin, hileli tasarrufların ortaya çıkmasını önlemek için yapılmış olması gerekmesi karşısında; öncelikle sanıklardan özellikle şirkete ait ticari defter ve belgelerin tutulup tutulmadığı, tutuldu ise muhasebeci, şirket merkezi vs. nerede olduğunun sorulması, savunma içeriğine göre defter ve belgelerin temininin sağlanmasına, ayrıca ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının noter tarafından yapılması gerekmekte olup, şirketin merkezinde bulunan noterlerden şirkete ait ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının yapılıp yapılmadığının, dolayısıyla şirketin en başından itibaren ticari defterlere sahip olup olmadığının ve sanıkların savunmasının içeriğinin doğru olup olmadığının tespiti açısından sanıkların şirketin kuruluş ve işleyişindeki durumları ilgili ticaret sicil memurluğu ve vergi dairesinden usulünce araştırılıp, tüm delil ve belgeler üzerinde Ticaret, İcra ve İflas Hukuku Öğretim Üyesi ile Mali Müşavirden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yaptırılarak TCK’nın 161, 162. maddelerinde sayılan eylem ve işlemlerin bulunup bulunmadığı, alacaklıları zarara uğratma amacına yönelik eylem olup olmadığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmesi” hukuka aykırıdır.’’
Taksirli iflas suçu Türk Ceza Yasası Genel Hükümler uyarınca müflisin gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklanır.

H. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

1- Teşebbüs
Objektif cezalandırılma koşulu ile düzenlenen hileli iflas suçunda suçun bu koşula göre değerlendiriliyor oluşu teşebbüse engel olmayacaktır. Keza, suçu oluşturan hareket kısımlara bölünebilecekse eğer, teşebbüsün varlığı kabul edilir. Suçun objektif cezalandırma koşulunu içermesi, teşebbüse engel değildir. Suç, ister teşebbüs aşamasında kalsın isterse de tamamlansın objektif cezalandırma koşulu gerçekleşirse, faile ceza verilebilecektir.
Taksirli iflas suçlarında, adından da belli olduğu üzere taksirle işleneceğinden teşebbüs mümkün değildir.
2- İştirak
Hileli iflas suçu bahsettiğimiz üzere özgü suçlardandır. Yani fail sadece tacir olacağından iştirak mümkün görünmemektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, bu suça azmettiren yahut yardım eden sıfatı ile katılabilmeleri mümkündür.
Taksirle işlenen suçlara iştirak mümkün olmadığından, taksirli iflas suçuna iştirak mümkün değildir.
3- İçtima
Bileşik Suç
Taksirli suçlarda bileşik suç olamayacağı gibi hileli iflas suçunda da bileşik suç hükümleri düzenlenmemiştir.
Zincirleme Suç
Koşulları gerçekleştiği taktirde hileli iflas suçlarında zincirleme suç mümkün iken, taksirli suçlarda zincirleme suç hükümleri uygulanamayacağından taksirli iflas suçlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Fikri İçtima
Genel norm – özel norm ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda hileli iflas suçu özel norm sınırları içerisinde kaldığından fikri içtima hükümlerinin uygulanabilmesi mümkün görünmemektedir.
Taksirle işlenen suçlarda özü gereği fikri içtima hükümleri uygulanamayacağı için taksirli iflas suçunda fikri içtima hükümleri uygulanamayacaktır.
Gerçek İçtima
Hileli iflas suçu seçimlik hareketli suçlardandır. Bu nedenle de hareketlerden birinin gerçekleşmesi, suçun gerçekleşmiş sayılması için yeterlidir. Öğretide her ne kadar belgede sahtecilik suçu ile işlenmesi halinde hileli iflas suçu ile birlikte belgede sahtecilik suçunun işleneceği tartışma konusu olsa da, belgede sahtecilik suçu, bu suçun işlenebilme şekillerinden birisi olduğundan bahisle her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilmesi mümkün değildir. Belgede sahtecilik suçundan da yargılama gerçekleşebilmesi için, hileli iflas dışında başkaca bir suçun oluşması gerekmektedir.
Belirtmek gerekir ki, hileli iflas suçunun yanında başkaca suçlar işlendiği taktirde ve bu suça yönelik olarak anılan hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.

İ. ŞAHSİ CEZASIZLIK SEBEBİ VEYA CEZADA İNDİRİM YAPILMASINI GEREKTİREN ŞAHSİ SEBEP

Hileli iflas ve taksirli iflas suçlarında, şahsi cezasızlık ve indirim sebepleri TCK 167’ye göre uygulanacaktır.

J. ETKİN PİŞMANLIK

Hileli ve taksirli iflas suçlarına ilişkin olarak etkin pişmanlık hükümleri TCK 168’de düzenlenmiştir. Buna göre;
Hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir,
Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir,
şeklinde düzenlenmiştir.
Belirtmek gerekir ki, bu durumlarda da kanuna göre mağdurun rızası aranmaktadır.

K. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Hileli iflas suçunda görevli mahkeme, suçun niteliği itibariyle hileli iflas suçunun ağır ceza mahkemelerinde görülmesini öngörmüştür.
Taksirli iflas suçlarında ise görevli mahkeme, asliye ceza mahkemeleridir.
Yetkili mahkeme ise; Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki genel kural çerçevesinde, hileli iflas ve taksirli iflas suçlarının niteliğindeki fiillerin işlendiği yer mahkemesidir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, suç şikayete tabi olmayıp kovuşturma ve soruşturması re’sen gözetilecektir.

AV. ÜNSAL BENER

KAYNAKÇA

– Dr. Haluk Çolak İcra ve İflas Suçları ile Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar, Bilge Yayınevi 2005

– Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Cilt 24, Sayı 2, Aralık 2018,

– Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 65, Sayı 4 – 2016

– Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ekim 2019

– Talih Uyar, İcra ve İflas Hukuku Rehberi, Bilge Yayınevi-2015 Baskı

Dostumuz Sn. Avukat Ünsal BENER’e bu makaleyi yazdığı ve yayınlamamıza izin verdiği için teşekkür ederiz.

Paylaş:

© 2020 Av. Lider TANRIKULU Hukuk Bürosu

logo-footer