Türkiye Cumhuriyeti’nde Yerleşik Alacaklıların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Alacaklarının Takibi – Av. Lider Tanrıkulu | Antalya Avukat

Burak DEMİRKAYA[1]

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında gerek coğrafi yakınlık (KKTC, Kuzey komşusu Türkiye Cumhuriyeti’ne yalnızca 65 km uzaklıktadır.) gerekse tarihsel bağlar (Kıbrıs adasında 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’ı fethi ile oluşmaya başlayıp günümüze değin güçlenerek gelen bir Türk varlığı söz konusudur.) dolayısıyla sosyal, kültürel, ekonomik ve ticari anlamda yakın ilişkiler mevcuttur.  Özellikle iki ülke arasındaki ticaret hacmine bağlı olarak, taraflar arasındaki ticari ilişkilerin kayda değer bir noktada olduğunu söylememiz mümkündür.

Taraflar arasındaki ticari ilişkilerin yürütülmesi sırasında zaman zaman ihtilaflar ortaya çıkabilmekte ve alacaklı taraf alacağı için yasal yollara, başka bir deyişle, mahkeme yoluyla alacağını takibe yönelmek durumunda kalabilmektedir.

Bu makalede, iki ülkedeki taraflar bakımından durum sınırlı olarak ele alınacak ve yalnızca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin KKTC’de yerleşik gerçek veya tüzel kişilerden olan alacakları noktasında okuyucuya hukuki takip aşamasında izlenebilecek yasal yollar konusunda bir bilgilendirme yapılacaktır.

 

ALACAĞIN TAKİP YÖNTEMLERİ

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin, KKTC’de yerleşik gerçek veya tüzel kişilere karşı alacaklarını takip edebilmelerinin başlıca iki yolu vardır. Bunlar:

  1. KKTC’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilere karşı alacaklarını KKTC Mahkemeleri nezdinde takip.
  2. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında İmzalanan Hukukî, Ticarî ve Cezaî Konularda Adlî Yardımlaşma, Tanıma ve Tenfiz, Suçluların Geri Verilmesi ve Nakli Sözleşmesi (Onay) Yasası kuralları tahtında alacağın takibi.

 

1. KKTC’de Yerleşik Gerçek Ve Tüzel Kişilere Karşı Alacaklarını KKTC Mahkemeleri Nezdinde Takip

KKTC’de Mahkemelerin kuruluş, yetki ve görevlerine ilişkin olarak Anayasa’dan sonraki temel düzenleyici mevzuat olan 9/1796 sayılı Mahkemeler Yasası’nın, genel olarak Alt Mahkeme şeklinde nitelendirilen Kaza (İlçe) Mahkemeleri’nin hukuk meselelerindeki bölgesel yetkisini (yer yönünden yetki) düzenleyen 24(1) maddesi uyarınca;

(a) Dava sebebinin tamamen veya kısmen, mahkemenin yetki alanı sınırları içinde doğmuş olması;

(b) Davalının veya davalılardan herhangi birinin, davanın ikame edildiği zamanda, Kaza Mahkemesi yetki alanı içinde ikamet etmesi  veya iş yapmış  olması;

(c) Dava sebebinin tamamen veya kısmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti sınırları dışında Kıbrıs’ta doğmuş olması ve davacının, davanın ikame edildiği zaman Kaza Mahkemesinin yetki alanı içinde ikamet etmesi.

hallerinde bir Kaza Mahkemesi açılacak davayı görüp karara bağlamaya yetkilidir.

Görüleceği üzere, madde 24(1)(a) uyarınca, dava sebebinin tamamıyla veya kısmi olarak KKTC’de görevli ve yetkili Kaza (İlçe) Mahkemesinin yetki alanı içerisinde oluşması durumunda Mahkeme bu sebebe dayanarak açılan davayı görüp karara bağlama yetkisine sahiptir. Yine aynı maddenin (1)(b)fıkrası uyarınca, KKTC’de yerleşik bir gerçek veya tüzel kişinin, ilgili Kaza (İlçe) Mahkemesinin yetki alanı içerisinde ikamet etmesi veya iş yapması durumunda Mahkeme bu kişi aleyhine başlatılacak bir davayı görüp karara bağlayabilecektir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nde yerleşik alacaklı gerçek veya tüzel kişi, bu maddenin ilgili fıkralarından birine dayanarak açacağı bir davada temin edeceği hükümle doğrudan doğruya alacağını borçludan, başta menkul haczi olmak üzere KKTC’de yürürlükteki mevzuat tahtında çeşitli yöntemlerle tahsil etme imkânına sahip olabilecektir[2].

Bu yöntemle yapılacak bir alacak takibinin en önemli avantajı, elde edilen hükmün herhangi bir ilave işleme ihtiyaç duyulmaksızın doğrudan icra edilebilir olmasıdır [3].

 

2. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında Hukukî, Ticarî ve Cezaî Konularda Adlî Yardımlaşma, Tanıma ve Tenfiz, Suçluların Geri Verilmesi ve Nakli Sözleşmesi (Onay) Yasası[4] Kuralları Tahtında Alacağın Takibi

Yukarıda adı geçen ve KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 27/12/1987 tarihinde imzalanan Uluslararası Antlaşma, KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde 14/6/1988 tarihinde 22/1988 sayılı Onay Yasası ile KKTC Anayasası Madde 94(1) uyarınca uygun bulunmuş ve KKTC Resmi Gazetesi’nde 24/6/1988 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu antlaşma, KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında adli konulardaki iş birliğini geliştirici, hukuki, ticari ve cezai konularda adli yardımlaşma, tanıma ve tenfiz, suçluların geri verilmesi ve hükümlülerin nakli konularındaki esasları düzenleyici nitelikte olup makale konumuzla doğrudan ilgili maddeleri; iki ülke arasındaki adli evrakların tebliğine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 6. ve 7. maddeler, tanımaya ilişkin düzenlemeleri içeren 13. madde ve tenfize ilişkin düzenlemeleri içeren 14. ve 15. maddelerdir.

22/1988 sayılı Onay Yasası ile onaylanan Uluslararası Antlaşma uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti yetkili mahkemelerinde açılan alacağa ilişkin davaların, açılmasından hükümlü alacak olarak takip edilmesine kadar geçecek sürecin; açılan davanın tebliği, davalı ve/veya davalılara tebliğ edilen davada aleyhlerine hüküm verilmesi durumunda verilen hükmün KKTC’de tanıtılması ve KKTC’de icra kabiliyetini kazanabilmesi için tenfizi aşamaları bakımından ayrı başlıklar altında incelenmesi faydalı olacaktır.

 

A. Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde KKTC’de Yerleşik Kişiler Aleyhine Açılan Alacak Davalarının Davalılara Tebliği

22/1988 sayılı Onay Yasası uyarınca onaylanan Uluslararası Antlaşmanın 6. maddesi, dava celpnamesi/dilekçesi de dâhil olmak üzere tüm evrakların tebliğine ilişkin temel düzenlemeleri içermektedir. maddenin (a) fıkrası ile Türkiye Cumhuriyeti açısından yetkili makam olan Adalet Bakanlığı tarafından dava celpnamesi/dilekçesi KKTC açısından yetkili makam olan İçişleri Bakanlığı’na gönderilir. Bunula birlikte, aynı maddenin (c) fıkrası uyarınca, her iki devletin diğer ülkede bulunan vatandaşlarına, yetkili makamları devreye koymaksızın, Büyük Elçilik veya Konsolosluk çalışanları vasıtasıyla da tebligatta bulunma imkânları vardır. Daha açık bir ifadeyle, davalı ve/veya davalıların KKTC’de yerleşik olup aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmaları durumunda kendilerine Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri’nde aleyhlerine açılmış davalar da dâhil olmak üzere her tülü hukuki evrak tebliğinin Türkiye Cumhuriyeti Büyük Elçilik görevlileri marifetiyle yapılması mümkündür. Bununla birlikte, KKTC’de yerleşik bir davalının ve/veya davalıların Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmaması durumunda Uluslararası Antlaşma’nın 7. maddesi kurallarına göre kendilerine dava celpnamesi/dilekçesinin tebliği gereklidir.

Uluslararası Antlaşma’nın 7. maddesinin (a) fıkrası uyarınca dava celpnamesi/dilekçesi, Türkiye Cumhuriyeti açısından yetkili makam olan Adalet Bakanlığı vasıtasıyla KKTC’de yetkili makam olan İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığı, tebliğe yetkili makam olan KKTC Yüksek Mahkemesi’ne yine aynı maddenin (a) fıkrası uyarınca evrakın ulaşmasını sağlar. Ulaşan evrakı tebliğ alan KKTC Yüksek Mahkemesi, Uluslararası Antlaşma’nın 7. maddesinin (b) fıkrası kuralları uyarınca yürürlükteki mevzuata göre dava celpnamesi/dilekçesinin davalı veya davalılara tebliğini gerçekleştirir.

 

B. Açılan Dava Neticesinde Mahkemeden Hüküm Elde Edilmesi Durumunda Hükmün KKTC Mahkemelerinde Tanınması Ve Tenfizi

a) Hükmün KKTC Mahkemelerinde Tanınması

Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri’nde alacağa ilişkin olarak açılan bir davada verilen hükmün KKTC Mahkemeleri’nde kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için; 22/1988 sayılı Yasa’ya ekli Uluslararası Antlaşma’nın 13. maddesinin (a) fıkrası uyarınca,  nihai (kesinleşmiş) nitelikte olması[5] ve KKTC’de yetkili adli makam tarafından tanınması gereklidir. Aynı husus, 13. maddenin (c) fıkrası uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri tarafından verilen çekişmesiz hükümler için de geçerlidir.

13. maddenin (d) fıkrası uyarınca “yetkili makam”, KKTC’de yürürlükte bulunan mevzuat [6]uyarınca yetkili kılınan mahkemedir.

b) Hükmün KKTC Mahkemelerinde Tenfizi

13. maddenin (e) fıkrası uyarınca, tanınması istenen karar aynı zamanda cebri icrayı da gerektiriyorsa (ki alacak davaları bakımından gerektireceği tartışmasızdır.) o takdirde, tenfiz kararı verilmesi gereklidir. Bu konuda, hem KKTC hem de Türkiye Cumhuriyeti iç hukuklarındaki tenfize ilişkin kurallar uygulanır.

Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde alacağa ilişkin olarak verilmiş bir mahkeme hükmünün, Uluslararası Antlaşma’nın 14. maddesinde belirtilen koşulları sağlaması halinde KKTC Mahkemelerinde verilecek tenfiz kararı üzerine KKTC sınırları içerisinde icra kabiliyetini kazanması mümkündür.

14. maddede öngörülen bu koşullar şöyledir:

*Kararın talepte bulunulan Devlet mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuya ilişkin olması ve talep eden devlet yetkili mahkemesince verilmiş bulunması.

*Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın hükmü veren mahkemeye usulüne uygun olarak çağrılmış veya mahkemede temsil edilmiş olması.

*Kararın verildiği Devlet kanununa göre kesin veya kesinlenmiş olması[6] ve kararın o Devlette icra kabiliyetini haiz olması.

*Kararın tenfiz talebinde bulunulan Devletin kamu düzenine açıkca aykırı herhangi bir hususu taşımaması.

*Kararın talepte bulunulan Devletin yetkili adli makamınca aynı konuda verilmiş ve kesin hüküm kuvvetini haiz bir adli kararına aykırı bulunmaması.

*Tenfize konu olan kararın verilmesinden önce, talepte bulunulan Devletin hiçbir mahkemesinde tarafları ve konusu aynı olan ve aynı olaylara dayanan bir dava açılmamış olması.

Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde verilmiş alacağa ilişkin bir hükmün icrası için talep edilen tenfiz kararı, Uluslararası Antlaşma’nın 15. maddesinin (a) fıkrası uyarınca, KKTC’deki yetkili mahkemenin yine KKTC’de yürürlükte bulunan yargılama usulüne göre yapacağı yargılama neticesinde verilir.

KKTC’de yetkili mahkeme karar verirken tenfizi istenen hükmün, aynı maddenin (b) fıkrası uyarınca, Uluslararası Antlaşma’nın kurallarında (özellikle 13. ve 14. Maddelerinde) ve KKTC’de yürürlükte bulunan mevzuatta öngörülen şartları taşıyıp taşımadığına bakar ve kararını ona göre verir.

Mahkemenin verdiği bu karardan sonra Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi’nde verilmiş hüküm KKTC’de icra kabiliyetini kazanır.

 

SONUÇ

Makalemizde Türkiye Cumhuriyeti’nde yerleşik kişilerin KKTC’de yerleşik kişilere karşı alacaklarını takip imkânlarını gerek KKTC iç hukuku gerekse iki ülke arasında imzalanmış Uluslararası Antlaşmaya dayanarak kısaca irdelemeye ve bu konuda açıklayıcı bilgi sunmaya çalıştık. Tüm söylediklerimiz ışığında Türkiye Cumhuriyeti’nde yerleşik kişilerin KKTC’de yerleşik kişilere karşı alacaklarını takip için en ideal yöntem kanaatimizce, konu 9/1976 sayılı Mahkemeler Yasası’nın 24(1)(a) ve (b) fıkraları kapsamına girdiği durumlarda KKTC yetkili mahkemeleri nezdinde açılacak davalar neticesinde elde edilecek hükümlere dayanılarak başta menkul mal haczi olmak üzere alacağın ileri takibinin yapılmasıdır. İki ülke arasında akdedilmiş olan Uluslararası Antlaşma’nın öngördüğü tanıma ve tenfiz kurumları, alacağın elde edilmesi amacıyla açılacak bir davada meselenin uluslararası boyutuna bağlı olarak, bürokratik işlemlerin fazla olması, fazladan zaman ve masrafa neden olması gibi nedenlerle pratik bir yöntem olarak görünmemektedir.

Bu nedenle kişi hal ve ehliyetleri, aile hukukuna ilişkin davalar ve istinabe işlemleri dışında kalan, KKTC’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilere karşı  alacağın takibi konusunda açılacak davalar ve bu davalar neticesinde elde edilecek hükümlerin icra takibi hususlarında, özellikle davalı veya davalıların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadıkları ve Türkiye Cumhuriyeti’nde herhangi bir mal varlıkları bulunmadığı durumlarda, hukuki sürecin KKTC’de başlatılıp sürdürülmesi daha avantajlı bir tercih olacaktır.

 

DİPNOTLAR

[1] KKTC Yüksek Mahkeme İçtihat Yayım Amiri

[2] Bu aşamada belirtmek faydalı olacaktır; KKTC’de yürürlükteki mevzuat kuralları uyarınca, bir alacağın icra yoluyla takibi için mahkemeden alacaklı lehine bir hüküm alınması zorunludur. Türkiye Cumhuriyeti’nde bu konuda yürürlükte olan İcra İflas Kanunu’nun aksine, KKTC’de alacağın ilamsız icra yoluyla takibi hukuken mümkün değildir.

[3] 9/1976 sayılı Mahkemeler Yasası’nın 55. maddesi uyarınca verilen her mahkeme hükmü, istinaf edilip edilmediğine bakılmaksızın, verildiği andan itibaren bağlayıcıdır. Ancak, hükmü veren mahkeme veya istinafa bakmaya yetkili mahkeme davalı tarafından yapılacak bir başvuru üzerine, herhangi bir zamanda uygun gördüğü takdirde, ortada bir icra emri olsa dahi, hükmün icrasını uygun gördüğü bir süre için ve uygun göreceği koşullarla durdurabilir. Böyle durumlarla genellikle davalıya dava celpnamesi/dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen hazır olmadığı duruşmada gıyabında hüküm verildiği zamanlarda karşılaşılmaktadır. Durum böyle olmakla birlikte icranın durdurulabilmesi, davalının hükmü veren mahkemeye veya istinaf mahkemesine yapacağı dilekçe ve dilekçeye ekli bir yemin belgesiyle başvurması ve onları belli koşulların varlığı konusunda sunacağı her türlü kanıtla ikna etmesi şartına bağlıdır.

[4] 22/1988 sayılı Yasa ve Ekindeki Uluslararası Antlaşmaya ulaşmak için www.mahkemeler.net

[5] Yargıtay olarak oturum yapan KKTC Yüksek Mahkemesi T.C İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin “Aslı Gibidir” mührünü vurarak onayladığı kesinleşmiş hakem kurulu kararına dayanılarak KKTC’de görevli ve yetkili Alt Mahkeme tarafından verilen tanıma kararını T.C 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin konu kararı Uluslararası Antlaşmanın 13(a) maddesinde belirtilen “nihai nitelikli olma” koşulunu taşımadığından iptal etmiştir. (Bkz. Yargıtay/Asli Yetki No: 16/2016 D.2/2019 sayılı karar. www.mahkemeler.net)

[6] Yürürlükteki mevzuattan kasıt, 9/1976 sayılı Mahkemeler Yasası’dır.

Paylaş:

© 2020 Av. Lider TANRIKULU Hukuk Bürosu

logo-footer