SÖZLEŞME SERBESTİSİ (ÖZGÜRLÜĞÜ) İLKESİ – Av. Lider Tanrıkulu | Antalya Avukat

 

Necati Turhan

GİRİŞ

Yaşamda; hususiyetle ekonomi, sosyal hayat ve teknoloji alanlarında gerçekleşen bitevi ve namütenahi değişimin, gelişimin tabii sonucu olarak bahse konu alanlara taalluk eden hukuki ilişkiler o kadar karmaşıklaşmıştır ki hukuk sisteminin bu olguları öngörmesi ve düzenlemesi pek olanaklı değildir. (1) Bundan dolayıdır ki hukuk sistemi kişilere kendi hukuki ilişkilerini düzenleme konusunda fırsat tanımıştır. Nitekim Türk hukukunda irade özerkliği ilkesi muteberdir. Bilhassa borçlar hukukuna egemen olan ilkelerin başında gelen irade özerkliği ilkesi; bireylere hukuk kuralları çerçevesinde ferdi ilişkilerini tanzim etme, borç altına girme yahut hak sahibi olma gibi hususlarda bizzat ve hür iradeleriyle karar verme salahiyetini tanıdığı gibi sözleşme hukuku ve tarafların diledikleri sözleşmeyi kanunların öngördüğü sınırlar içerisinde yapabilmesini ifade eden sözleşme serbestisi ilkesinin de temelini teşkil etmektedir. (2) Gerçekten sözleşme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrasında (Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun açıklamalarıyla kurulur.) belirtildiği üzere; karşılıklı irade beyanlarının uyumuyla müteşekkil olduğuna göre, bir sözleşmeden bahsedilebilmesi için evvela hür bir irade mevcut olmalıdır.

Öte yandan, kanımca meselenin felsefi temeline vurgu yapmak yararlı olacaktır. Şöyle ki, esasında sözleşme hukuku dahilindeki irade özerkliği ve sözleşme serbestisi ilkelerinin çağdaş tezahürü liberalizmden kaynaklanmaktadır. (3) Zira liberal düşünceye göre; birey, hürdür, kendisi için özellikle ekonomik ilişkiler bağlamında en faydalı seçimleri yapabilir ve bunu engellemeye lüzum yoktur. Söz konusu özgürlüklere müdahale eden kurallar tesis etmek, toplumun dinamik yapısı ve kişilerin farklı gereksinimlerine çözüm üretemeyebilir. Bu durumda, her bir bireye, kendisi için en iyi ve yararlı olanı belirleme yetkisi verilmesi toplum bakımından daha faydalı görünmektedir. Binaenaleyh irade özerkliği ve sözleşme serbestisi ilkeleri liberalizmin temel şartlarıdır. (4) Nihayet Türk özel hukuk düzeni de sözleşme hukuku bağlamında liberal yaklaşımı esas almakla birlikte bu yaklaşımı katı bir şekilde benimsememiş, bahse konu özgürlüklere belirli sınırlamalar getirmiştir. Ne var ki bu çalışmada, benimsenen ekonomik model anlamında “sosyal piyasa ekonomisi”, “sosyal devlet ilkesi” gibi hususlarla bağlantılı sınırlamalara etraflıca değinilmeyecek; sözleşme serbestisi ilkesi, muhtevasındaki özgürlüklerle birlikte incelenecektir.

Sözleşme serbestisi veya sözleşme özgürlüğü ilkesi nedir? Hangi özgürlükleri içerir? Sözleşme serbestisi ilkesi hukuk sistemimizde nasıl düzenlenmiştir? Şimdi bu hususları detaylarıyla inceleyelim.

1.      ANAYASA VE TBK BAĞLAMINDA SÖZLEŞME SERBESTİSİ İLKESİ

Müspet hukukumuzda, sözleşme serbestisi ilkesi, hem 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda hem de Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmek suretiyle teminat altına alınmış olup, en geniş biçimde borçlar hukuku alanında tatbik edilmektedir. Zira eşya, aile, miras, şirketler, kıymetli evrak hukuku alanlarında sınırlı sayı ilkesi geçerli olduğu için söz konusu serbestinin kapsamı bu alanlarda hayli daralmaktadır. (5)

Gerçekten Anayasa’nın 12. maddesinde; herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetleri haiz olduğu belirtilmekle birlikte 48. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde (Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.) herkesin istediği alanda çalışma ve sözleşme serbestisinin bulunduğu kabul edilerek irade özerkliği ve sözleşme serbestisi ilkeleri benimsenmiştir. (6) Anayasa açısından sözleşme serbestisi; Devletin, kişilerin diledikleri hukuki işlemleri yapmasını ve sonuçlandırmasını sağlaması, bu bağlamda hukuki işlemleri gerçekleştirmeye yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, gerçekleştirilen işlemlerin hukuk dünyasında sonuç doğuracağını ilke olarak benimsemesi ve koruması demektir. (7)

Diğer taraftan, “Sözleşme Özgürlüğü” başlıklı TBK m.26’da da (Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.) fertlerin bir sözleşmenin içeriğini yasada belirtilen sınırlar çerçevesinde özgürce belirleyebileceği düzenlenmiştir. Her ne kadar TBK m.26, sözleşme özgürlüğüne ilişkin bir hükümse de lafzından anlaşıldığı üzere; maddede kapsamlı bir özgürlüğü ifade eden ve bünyesinde alt özgürlükleri barındıran sözleşme serbestisi ilkesinin genel çerçevesi çizilmemiş olup, aslında alt özgürlük niteliğini haiz ve görece daha spesifik olan sözleşmenin içeriğini belirleme serbestisi düzenlenmiştir. Hakikaten, sözleşme serbestisi ilkesi, daha şümullü olması hasebiyle tafsilatlı şekilde irdelenmeye muhtaç bir kavram olup; bir sözleşmeyi yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, istenilen tip ve içerikte sözleşme yapma, sözleşmenin şeklini belirleme ve sözleşmeyi değiştirme ve sona erdirme serbestilerini ihtiva eder. (8) Nihayet bahse konu alt özgürlükleri sınırlayan birtakım istisna halleri de mevcut olup, bu hallerin açıklanması, sözleşme serbestisinin çerçevesini belirlemeyi bir nebze kolaylaştıracaktır. (9)

2.      KAPSAMI

A.    Sözleşme Yapıp Yapmama Serbestisi

İlke olarak bireyler sözleşme yapmakta veya yapmamakta serbestiyi haizdirler. İrade özerkliğine sahip olan birey, içinde bulunduğu tüm koşulları değerlendirerek bir sözleşmeyi akdedip akdetmeme hususunda karar verecektir. (10) Bu bağlamda zorlama ve dayatma yapılamaz. En bilinen ve yaygın tanımıyla hukuk, kişilerin sosyal ilişkilerini düzenleyen, uyulması zorunlu ve yaptırım gücünü haiz kurallar bütünüdür. Hukuk normatiftir; bundan dolayıdır ki, hukuk kuralları, genel, soyut ve objektif olmalıdır. Beşeri ve tabii alanlardaki değişimler hukuk düzenince öngörülemeyen olgular doğurmakta ve buna bağlı olarak kanunlarda düzenlenmemiş hukuki ilişkiler hasıl olmaktadır. Bunun yanında özellikle, sosyal devlet ilkesini benimseyen Türk hukukunun; kişiler arasındaki ilişkilerde sosyal adaleti sağlama, güçsüzü koruma ve kalkındırma gibi gayeleri, istisna mahiyetindeki hukuk kurallarının tesis edilmesini, temel hak ve hürriyetleri sınırlama pahasına da olsa elzem kılmıştır. Nitekim; bu bağlamda, öğretideki ağırlıklı görüşe göre, sözleşme yapıp yapmama serbestisinin kanundan ve sözleşmeden doğan birtakım istisnaları vardır. Söz gelimi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 732. maddesinde düzenlenen yasal ön alım hakkı (Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar ön alım hakkını kullanabilirler.) kanunda belirtilen istisnalardan biri olup, sözleşme yapma mecburiyeti doğurur. Buna göre, paylı mülkiyete tabi bir taşınmazda, paydaşlardan herhangi biri, payını üçüncü bir kişiye satma kararı verdiği halde, diğer paydaşların bu payı öncelikli olarak satın alma hakları vardır. Şayet, satıcı paydaş, öncelikli olarak diğer paydaşlara satış teklifi yapmaksızın payını satarsa, bu durumda diğer paydaşlar TMK m.734/f.1 (Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.) uyarınca mahkemeye başvurup, satış sözleşmesinin aynı şartlarla kendileriyle yapılmasını talep edebilirler. (11) Keza 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Satıştan Kaçınma” başlıklı 6. maddesinin getirdiği düzenleme de (Vitrinde, rafta, elektronik ortamda veya açıkça görülebilir herhangi bir yerde teşhir edilen malın, satılık olmadığı belirtilen bir ibareye yer verilmedikçe satışından kaçınılamaz (f.1). Hizmet sağlamaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınılamaz (f.2).) bu örnek kabilindendir. Sözleşmeden doğan istisnaya ise temelini TBK m. 29’da düzenlenen “ön sözleşme” müessesinden alan, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi misal gösterilebilir. Gerçekten bir kimse, noterde akdettiği taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle, taşınmazını alıcıya satmayı vaat ettiği takdirde; bu sözleşmenin muteber ve yürürlükte olduğu süre zarfında, şartlar vuku bulduğunda, taşınmazını alıcıya satmak ve tapudan mülkiyetini alıcıya intikal ettirmek yükümlülüğü altına girer. Binaenaleyh vaatte bulunan kişi, alıcıya karşı sözleşme yapıp yapmama serbestisini dermeyan edemez. (12)

B.      Sözleşmenin Karşı Tarafını Seçme Serbestisi

Sözleşme yapıp yapmama özgürlüğü bulunan bir kişi sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğüne evleviyetle sahiptir. Kural olarak herkes istediği sözleşmeyi istediği kimseyle akdedebilir. Bu anlamda hiç kimse istemediği bir kişiyle sözleşme akdetmeye zorlanamayacağı gibi, istediği kişiyle de sözleşme akdetmekten alıkonulamaz. (13) Ancak söz gelimi, PTT yahut TCDD idareleri gibi kamu hizmeti gören kurumlar belirli kişilerle sözleşme yapmaktan kaçınamazlar. (14) Aynı şekilde, kişilerin; su, elektrik, gaz konularında imtiyaz sahibi kuruluşlarla sözleşme yapma mecburiyeti bulunmaktadır. (15)

C.    Sözleşmenin Tipini ve İçeriğini Belirleme Serbestisi

TBK m. 26 hükmü gereğince; taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunun öngördüğü sınırlar içerisinde belirleme serbestisine sahiptir. “Sözleşmenin içeriği” ibaresinden ne anlaşılması gerektiği kanunda açıkça belirtilmemiştir. Öğretideki yaygın kabule göre, bir sözleşmede tarafların üzerinde anlaştıkları; edim, ifanın yeri ve zamanı, yan edimler ve yan yükümlülükler gibi her husus içeriğe dahildir. (16) Sözleşmenin içeriğini belirleme serbestisini düzenleyen bu madde, aynı zamanda “kanunun öngördüğü sınırlar” ibaresiyle söz konusu serbestiyi sınırlayarak genel bir istisna getirmiştir. Yine, “Kesin Hükümsüzlük” başlıklı TBK m. 27 hükmü (Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.), başta içerik belirleme serbestisi olmak üzere, sözleşme serbestisi ilkesine getirilen, istisna mahiyetini haiz en önemli sınırlamadır, denilebilir.  Buna göre, sözleşmeler; ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olamayacağı gibi sözleşmelerin konusu da imkansız olmamalıdır. Ayrıca sözleşmenin içerdiği hükümlerin bir bölümünün hükümsüz olması, sözleşmenin tamamını geçersiz kılmaz; meğerki hükümsüz olan bölümün gıyabında sözleşmenin yapılamayacağı bariz bir biçimde anlaşılıyor olsun.

Öte yandan, borçlar hukukunda sözleşmenin içeriğini belirleme serbestisiyle ilintili olarak sözleşmenin tipini tayin etme serbestisi de bulunmaktadır. Esasında konunun özüyle, yani irade özerkliği ve sözleşme serbestisi ilkeleriyle bağlantılı olan bu husus, öngörülemeyen, kanunda düzenlenmemiş birtakım sözleşmeleri akdedebilme serbestisini ifade eder. Bu özgürlük sonucu hasıl edilen sözleşme tiplerine “isimsiz (atipik) sözleşmeler” denmektedir. İsimsiz sözleşmeler, “sui generis (kendine özgü) sözleşmeler” ve “karma sözleşmeler” biçiminde ikiye ayrılır. Bu bağlamda, kanunda hiç düzenlenmemiş bir sözleşmenin (sui generis sözleşme) yapılması mümkün olmakla beraber kanunda düzenlenmiş olan birden fazla sözleşme tipine ilişkin unsurları, kanunun öngörmediği şekilde bir araya getirmek suretiyle yeni bir sözleşme tipi (karma sözleşme) de oluşturulabilir. (17) Karma sözleşmelere, kira ve iş sözleşmelerine özgü unsurlardan oluşan “kapıcılık sözleşmesi” ve muhtevasında bağışlamaya karşılılık bedel belirlenen “karma bağışlama sözleşmesi” örnek gösterilebilir. (18) Sui generis sözleşmeye de yapımcının, ürünlerini muayyen bir bölgede tekel hakkını haiz olmak suretiyle satması için tek satıcıya bedeli karşılığında muntazam bir biçimde göndermeyi; buna karşılık tek satıcının da ürünleri kendi namına ve hesabına satarak bu ürünlerin sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı üstlendiği “tek satıcılık sözleşmesi” örnek teşkil eder. (19) Nihayet tip tayin etme özgürlüğünün de istisnaları mevcuttur. Bir kere, bu özgürlüğe bağlı olarak yapılan sözleşmeler, her ne kadar kanunda öngörülmemiş ve tanzim edilmemiş olmakla beraber TBK m.26-27’ de belirtilmiş genel istisna ve sınırlamalara tabidir. Öte yandan, eşya, aile, miras, şirketler ve kıymetli evrak hukuku alanlarında geçerli olan sınırlı sayı ilkesi, sözleşmenin tipini tayin etme serbestisine getirilen bir diğer istisnayı ve sınırlamayı oluşturur.

Ç.  Sözleşmenin Şeklini Belirleme Serbestisi

Borçlar hukukunda kural olarak taraflar diledikleri şekilde sözleşme yapabilirler. Gerçekten, “Sözleşmelerin şekli” başlığı altında yer alan TBK m. 12 hükmü (Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.), kişilerin; dış dünyaya irade beyanı şeklinde yansıyan, işlem yapmaya yönelmiş iradelerinin anlaşılır olmasını önemle gözeterek iradelerini diledikleri biçim ve yöntemde açıklama konusunda özgür olmalarını ifade eden şekil serbestisini düzenlemiştir. (20) Bu maddede aynı zamanda söz konusu serbestinin genel sınırı da mündemiçtir. Öyle ki, kanunda bir şekil şartı öngörülmüşse, sözleşmenin geçerli olması için öngörülen şekilde yapılması elzemdir. Kanun tarafından belirlenen şekle, “kanuni şekil” denmektedir. Söz gelimi, tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devredilmesini öngören her çeşit sözleşme resmi şekilde yapılmalıdır (TMK m.706/f.1); meğerki yapılan sözleşme, ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri kabilinden olsun (TMK m.706/f.2). (21) Şekil serbestisine getirilen sınır, diğer bir deyişle şekil şartı, her ne kadar mevcut bir özgürlüğü kısıtlıyor olsa da sözleşmelere açıklık ve kesinlik getirerek hukuki güvenliği gerçekleştirdiği gibi sözleşmenin içeriğine müteallik ispat kolaylığı sağlaması bakımından da dikkate değer bir öneme sahiptir. (22) Ayrıca şekle riayet etme mecburiyeti, tarafları düşünmeye yönelterek düşünmeden verilen kararlara engel olup, görüşme sırasında taraflardan birinin akdi kararlaştırmadan önce bir sözle bağlanmasını önler. (23) Nihayet diğer bir şekil şartı türünü ifade eden, “İradi şekil” başlıklı TBK m.17’de (Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme tarafları bağlamaz. Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır.) tarafların, sözleşmenin şeklini belirleme serbestisini haiz oldukları belirtilmekle beraber maddeye göre, bu sözleşmenin kanun tarafından öngörülen bir şekli düzenlenmemiş olmalıdır.

D.    Sözleşmeyi Değiştirme ve Sona Erdirme Serbestisi

Taraflar, akdettikleri sözleşmeyi değiştirebilir veya sona erdirebilirler. Kural olarak tek taraflı değiştirme olanaklı değildir. Şayet, sözleşmede bir tarafa değişiklik yapma hususunda yenilik doğuran bir hak tanınmış yahut koşulların değişmesinden dolayı bir uyarlama davası şartları gerçekleşmişse, kişiler tek taraflı değiştirme yapabilirler. Belirtmek gerekir ki, sözleşmenin uyarlanması bağlamında değiştirme hakkı, uyarlama talebinde bulunabilmekten ibarettir (ör. TBK m.138, m.480/2). Nihayet taraflar, anlaşarak sözleşmeyi sona erdirebilir veya süreye tabi kılabilirler yahut da sözleşmede bu anlamda bir hak öngörülmüş ise sözleşmenin türüne bağlı olarak fesih ya da dönme hakkını kullanıp sözleşmeyi tek taraflı bir şekilde sonlandırılabilirler. (24)

SONUÇ

Türk hukukunda sözleşme serbestisi ilkesi geçerlidir. Nitekim, gerek Anayasa m.48 gerekse TBK m.26 hükmü sözleşme serbestisini düzenlemek suretiyle teminat altına almıştır. Tarafların, diledikleri sözleşmeyi kanunların öngördüğü sınırlar içinde kurabilmelerini ifade eden bu ilke, kaynağını irade özerkliği ilkesinden alır. Her ne kadar ilgili kanunlarla garanti altına alınmış olsa da kapsamı ve ihtiva ettiği özgürlükler açıkça belirtilmemiş olan sözleşme serbestisi ilkesi; sözleşme yapıp yapmama, taraf seçme, tip ve içerik belirleme, şekil tayin etme ve sözleşmeyi değiştirme veya sona erdirme serbestilerini içerir. Kişiler, sözleşme yapıp yapmama hususunda serbesttir. Ancak bazı hallerde tarafların sözleşme yapma mecburiyeti bulunmaktadır. TMK m.732’de düzenlenen yasal ön alım hakkı, bu duruma örnektir. Sözleşenler, taraf seçme serbestisini de haizdir. Ne var ki birtakım kamu kurumları veya imtiyaz sahibi kuruluşların taraf olduğu sözleşmeler için taraf seçme serbestisine sınırlama getirilmiştir. TBK m.26 hükmü, sözleşmenin içeriğini belirleme serbestisini düzenlediği gibi bu serbestinin yalnızca kanunların öngördüğü sınırlar içerisinde kullanılabileceğini de belirtmiştir. TBK m. 27 emredici hükmü ise sadece içerik belirleme özgürlüğüne değil, genel olarak sözleşme serbestisi ilkesine getirilen en önemli sınırlama olarak kabul edilir. İçerik özgürlüğüyle bağlantılı olan sözleşmenin tipini belirleme serbestisine göre ise taraflar, kanunda öngörülen sözleşmeleri akdedebilecekleri gibi öngörülmeyen sözleşmeleri de kurabilirler. Bu sözleşmelere isimsiz sözleşmeler denir. İsimsiz sözleşmeler, sui generis ve karma sözleşmeler olarak ikiye ayrılır. Sözleşmenin tipini belirleme serbestisi neticesinde yapılan isimsiz sözleşmeler de kanunların öngördüğü sınırlar çerçevesinde yapılmak şartına tabi olmakla birlikte, genel itibarıyla TBK m. 27’de belirtilen hükümsüzlük sebepleri ve sınırlı sayı ilkesi müesseselerince kısıtlanmaktadır. Kişilerin, diledikleri şekilde sözleşme yapabilecekleri anlamına gelen şekil serbestisi TBK m. 12’de düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşmelerin hüküm doğurması hiçbir şekle bağlı değildir; meğerki kanunda aksi öngörülmüş olsun. Kanunda öngörülen şekle, kanuni şekil denir. Öte yandan TBK m. 17’de diğer bir şekil türü olan iradi şekil düzenlenmiş olup, buna göre taraflar kanunda şekli öngörülmemiş bir sözleşmenin şeklini belirlemekte özgürdürler. Belirtmek gerekir ki, taraflarca kararlaştırılan şekilde yapılmayan sözleşmeler geçerli olmayacaktır. Nihayet, taraflar kurdukları sözleşmeyi değiştirme veya sonlandırma serbestisine de sahiptir. Kural olarak, değişiklik yapma veya sonlandırma konusunda tarafların karşılıklı bir şekilde anlaşmaları şarttır. Ancak, sözleşmede taraflardan birine bu anlamda yenilik doğuran bir hak verildiyse veya sözleşme koşullarına ilişkin uyarlama yapılması mecburiyeti vaki olduysa taraflardan biri anlaşma olmaksızın sözleşmeyi değiştirebilir veya sonlandırabilir yahut da uyarlama talebinde bulunabilir.

KAYNAKÇA

  1. 1- Şahin, İrfan. Sözleşme Özgürlüğü ve Sözleşme Özgürlüğünün Sınırları. İstanbul : Yüksek Lisans Tezi, 2008. s. 2.
  2. 2- >Vedat Kitapçılık. İstanbul Şerhi Türk Borçlar Kanunu Cilt 1 Madde 1-82. [dü.] Turgut Öz, ve diğerleri. İstanbul : Vedat Kitapçılık, 2019. s. 195.
  3. 3- >Doğan, Mazlum. Sözleşme Özgürlüğünün Emredici Hukuk Kuralları Çerçevesinde Sınırlandırılması. Ankara : Doktora Tezi, 2017. s. 2.
  4. 4- >Kaşak, Fahri Erdem. Sözleşme Özgürlüğünün Sınırı Olarak Kanunun Emredici Hükümlerine Aykırılık. Ankara : Doktora Tezi, 2018. s. 29-30.
  5. 5- >Kırkbeşoğlu , Nagehan. Türk Özel Hukukunda Kısmi Hükümsüzlük. İstanbul : Vedat Kitapçılık, 2011. s. 24.
  6. 6- >Yargıtay. 2017/3203 E., 2021/1152 K., Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. [https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/] 05.10.2021. İçtihat Metni.
  7. 7- >Anayasa Mahkemesi. 2013/57 E. ve 2013/162 K. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı. [https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2013-162-nrm.pdf] 26.12.2013.
  8. 8- >Kocayusufpaşaoğlu, Necip, ve diğerleri. Borçlar Hukukuna Giriş Hukuki İşlem Sözleşme. İstanbul : Filiz Kitabevi, 2010. s. 501. Cilt 1. Cilt.
  9. 9- >Korkmaz , Fırat. Sözleşme Özgürlüğü İlkesinin Bir İstisnası Olarak Önsözleşme. s. 5.
  10. 10- >Kaşak, Fahri Erdem. Sözleşme Özgürlüğünün Sınırı Olarak Kanunun Emredici Hükümlerine Aykırılık. Doktora Tezi. 2018. s. 42.
  11. 11- >Şahin, İrfan. Sözleşme Özgürlüğü ve Sözleşme Özgürlüğünün Sınırları. Yüksek Lisans Tezi, 2008, s. 31.
  12. 12- >Kılıçoğlu, Ahmet. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. 7. Ankara : Turhan Kitabevi, 2013. s. 76-77.
  13. 13- >Şahin, İrfan. Sözleşme Özgürlüğü ve Sözleşme Özgürlüğünün Sınırları. Yüksek Lisans Tezi, 2008, s. 14.
  14. 14- >Yavuz, Cevdet. Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler. 7. İstanbul : Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., 2007. s. 13.
  15. 15- >Maksutov, Mursalim. Kırgız Hukuku ile Türk Borçlar Hukuku’nda Sözleşme Özgürlüğü ve Sınırları. DEÜ Hukuk Fakültesi Dergisi. 2017, Cilt 19, Özel Sayı, s. 1427.
  16. 16- >Şenol, Kübra Ercoşkun. Sözleşmenin İçeriğini Belirleme Özgürlüğü ve Bunun Genel Sınırı: TBK M.27. 2016. s. 718.
  17. 17- >Kılıçoğlu, Ahmet M. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. 17. Ankara : Turhan Kitabevi, 2013. s. 79.
  18. 18- >Saibe, Oktay. İsimsiz Sözleşmelerin Geçerliliği, Yorumu ve Boşluklarının Tamamlanması. İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası. 1996, s. 274.
  19. 19- >Yeşiltepe, Salih Önder. Tek Satıcılık Sözleşmesinde Tekel Hakkının Üçüncü Kişilere Karşı İleri Sürülmesi. İstanbul Hukuk Fakültesi Dergisi. Güz, 2017, Cilt 4, 2, s. 133-134.
  20. 20- >Atasoy, Kemal. Sözleşme Özgürlüğü İlkesinin Kamu Düzeni Gerekçesiyle Sınırlandırılması. Doktora Tezi, 2020, s. 166.
  21. 21- >Yargıtay. 2017/1517 E., 2019/956 K., Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. [https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/] 26.09.2019.
  22. 22- >Atasoy, K. Sözleşme Özgürlüğü İlkesinin Kamu Düzeni Gerekçesiyle Sınırlanması. Doktora Tezi. 2020, s. 167.
  23. 23- >Yavuz, Nihat. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi. Ankara : Adalet Yayınevi, 2013. s. 156. Cilt 1.
  24. 24- >Hatemi, Hüseyin ve Gökyayla, Emre. Borçlar Hukuku Genel Bölüm. 2. İstanbul : Vedat Kitapçılık, 2012. s. 59.
Paylaş:

© 2020 Av. Lider TANRIKULU Hukuk Bürosu

logo-footer