TBK M.27 BAĞLAMINDA SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLANMASI VE KISMİ HÜKÜMSÜZLÜK – Av. Lider Tanrıkulu | Antalya Avukat

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi 

Necati Turhan

İçindekiler

GİRİŞ

      1. Emredici Hükümlere Aykırılık

      2. Ahlaka Aykırılık

      3. Kamu Düzenine Aykırılık

      4. Kişilik Haklarına Aykırılık

      5. İmkansızlık

      6. Kısmi Hükümsüzlük

SONUÇ

KAYNAKÇA

 

GİRİŞ

      Sözleşme özgürlüğü, kısaca tarafların istedikleri sözleşmeyi akdedebilme konusunda sahip oldukları özgürlük olarak tanımlanabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 48. maddesine göre, “Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” Öte yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Sözleşme Özgürlüğü başlıklı 26. maddesine göre, “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” Görüldüğü üzere sözleşme özgürlüğü, Anayasa ve Borçlar Kanunu tarafından teminat altına alınmıştır. (1)

Sözleşme özgürlüğü, sınırlamalarla birlikte ele alınması gereken bir kavramdır. (2) Bu bağlamda, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasıyla ilgili çerçeve niteliğinde olan Anayasanın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” şeklindedir. Bu hükme uygun olan TBK’nin 27. maddesi; getirilen en önemli sınırlamadır, denilebilir. Söz konusu maddeye göre, “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.”  Görüldüğü üzere, kesin hükümsüzlük başlıklı bu maddede, sözleşmenin kesin hükümsüzlük sebepleri ve sözleşmenin bazı hükümlerinin hükümsüz olması halinde, kısmi hükümsüzlük yaptırımının uygulanacağı kuralı ile bu kuralın istisnası düzenlenmektedir. (3)

Kanaatimce, maddenin unsurlarına göre (emredici hükümler, ahlak, kamu düzeni, kişilik haklarına aykırılık, konunun imkansızlığı ve kısmi hükümsüzlük) başlıklara ayrılıp ele alınması ve açıklanması faydalı olacaktır.  Sözleşme özgürlüğünün sınırlanması nedir,  sözleşme özgürlüğünün sınırlanması ne şekilde olur unsurları nelerden ibarettir; şimdi bunları detaylı inceleyelim.

1.Emredici Hükümlere Aykırılık

Emredici hükümler, aksine işlem yapılamayan, kamu düzenini koruma ereği güden, kişilerin değiştiremeyeceği ve kesin olarak uygulanması gereken düzenlemelerdir. Söz gelimi, TMK m. 125: “Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.” hükmü emredici hükümdür. Gerçekten mümeyyiz olmayan kişilerin evliliği kesin hükümsüzlükle geçersizdir. Zira TBK’nın 27. maddesinde belirtildiği üzere; emredici hükme aykırılık, kesin hükümsüzlüğe yol açar, meğerki kanunda istisna mahiyetinde başka bir yaptırım hükmü öngörülmüş olsun (ör. TBK m .28, 39/f. I). (2)

2. Ahlaka Aykırılık

Ahlak kavramının TDK (4)’ye göre anlamı, “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre.” şeklindedir. Nispeten spesifik olan ahlak kuralı kavramının tanımı, Yılmaz (5)’a göre şu biçimdedir: “Bir toplumun yaşamında, devirler boyunca veya zamanla yerleşen ve toplumun gelişmesine ve olgunlaşmasına neden olduğu için toplum bireylerinin çoğunluğunun uymaya kendilerini yükümlü tuttukları kuralların tümü. Din ve hukuk kuralları gibi, insan davranışlarını düzenleyen bu kurallar, bir insanın gerek kendi kişiliğine ve gerek diğer insanlara karşı manevi (tinsel) olarak uymaya zorunlu oldukları kurallar anlamına gelir.”   Ahlak kuralları da hukuk kuralları gibi toplumun yaşamıyla ilgili ve sosyal ilişkilerini düzenleyici mahiyettedir. Ahlak kurallarının, hukuk kurallarından en önemli farkı, yaptırım gücüne haiz olmamasıdır. Ancak bazı emredici hüküm niteliği taşıyan hukuk kuralları, esasında ahlak kuralını ihtiva eder ve söz konusu emredici hükme aykırılık halinde öngörülen yaptırımın esas nedenini ahlak kuralı teşkil etmiş olur. Gerçekten TBK m.27’de ahlaka aykırılık, kesin hükümsüzlüğün sebeplerinden biri olarak sayılmıştır.

Ahlaka aykırılığa; para karşılığı cinsel birliktelik, para karşılığı taşıyıcı anne olma, adam öldürme, tehdit, yaralama gibi suçların işlenmesi için sözleşme yapılması olguları örnek gösterilebilir. (1)

3. Kamu Düzenine Aykırılık

Kamu düzeni kavramının tanımını yapmak zordur. Zira oldukça geniş ve soyut bir kavramdır. Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde (6), “Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.” şeklinde tanımlanmıştır. Güven (7)’e göre ise, “Kamu düzeni, toplum düzeninin sağlanması adına, siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda sürekli değişim halinde olan olguların düzeninin kamuya yani halka yararlı olacak şekilde düzenlenmesini ifade eder.” Kamu düzenini koruma ereği güden hukuk kuralları, emredici hukuk kuralı mahiyetinde olduğundan mütevellit bu kuralları ihlal etmeye yönelik yapılan sözleşmeler, emredici hükümlere aykırılık sebebiyle kesin hükümsüzlükle sakattır. (8) Diğer bir açıklamaya göre, kanunların; kamu yararını korumak için yapılmasını buyurduğu işlemlerin hiç yapılmaması ya da aynı amaçla konulmuş hükümlerin ağır bir şekilde ihlal edilmesi durumlarında, yapılan işlemler kamu düzenine aykırı sayılır ve kesin hükümsüz olurlar. (9) Nihayet, bu anlamda yasal dayanak olan TBK m. 27’de de aynı şekilde kamu düzenine aykırılığın kesin hükümsüzlüğü doğuracağı belirtilmiştir. Söz konusu kesin hükümsüzlük sebebine; ithalatı yasaklanmış bir eşyanın ithal edilmesi hakkında yapılan sözleşme örnek gösterilebilir. Filhakika böyle bir sözleşme, kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olur.

4. Kişilik Haklarına Aykırılık

Kişilik hakkı, Yılmaz’ın Hukuk Sözlüğü’nde (5),“Kişilerin vücut bütünlüğüne, onuruna (şerefine), sırlarına, manevi dünyasına ilişkin hakları.” biçiminde tanımlanmıştır. Dural ve Öğüz (10)’e göre, “… kişilik hakkını, kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini temin eden varlıkların tümü üzerindeki hakkı şeklinde tanımlamak doğru olur.” Kişilik hakları, mutlak, dokunulmaz, vazgeçilmez ve devredilmez olmakla birlikte kanun tarafından kişinin kendisine karşı dahi korunan haklardır. Gerçekten TMK m. 23-25’te kişiliği, kişilik haklarını muhafaza eden hükümler düzenlenmiştir. Medeni Kanunumuzun 23. maddesindeki hüküm (Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik Madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.), kişilik hakkını, hak sahibinden gelen, hak sahibinin rızasına dayanan saldırılara karşı koruyan bir hükümdür. (11) 24. maddede (Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.) kişilik hakkına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı düzenlenmiştir. Nihayet 25. maddede ise (Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir. Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır. Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.) kişilik haklarının dava yolu ile korunacağı açıklanmıştır. (12) Söz konusu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu, kişilik haklarına büyük bir önem vermiştir; bundan dolayıdır ki, bunları koruyan hükümlere aykırılık hallerinin de sözleşmeyi geçersiz kılacağını hususiyetle ifade etme ihtiyacı hissetmiştir. (11) Nitekim TBK m. 27’ye göre, kişilik haklarına aykırı sözleşmeler kesin hükümsüzdür. Bu noktada belirtmek gerekir ki, TMK m. 23 herhangi bir yaptırım öngörmediğinden korunmak istenen konunun olası ihlalinde, hangi hükme gidilmesi gerektiği hususunda bir tartışma mevcut olup, öğretide ağırlıklı olan görüşe göre TMK. m. 23’te düzenlenen yasaklamaya rağmen bir kişi, özgürlüklerini aşırı derecede kısıtlayan bir sözleşme yapmışsa, bu sözleşme TBK m. 27 gereğince kesin hükümsüz olur. Söz gelimi, kişinin ekonomik özgürlüğünü önemli derecede sınırlayan kelepçeleme sözleşmeleri, TBK m. 27’ye göre kesin hükümsüzdür.

5. İmkansızlık

TBK m. 27’de emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılığın yanı sıra konusu imkansız olan sözleşmelerin de kesin hükümsüz olacağı belirtilmiştir. Sözleşme akdedildikten sonra peyda olan imkansızlık, sonraki imkansızlık olup kanunun başka hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu maddede bahsedilen imkansızlık, başlangıçtaki imkansızlık olarak adlandırılmakla beraber sözleşme kurulduğu anda mevcut olmalıdır. (8) İmkansızlık, objektif olmanın yanında devamlılık da arz etmelidir. İmkansızlığın objektif olması, edimin ne borçlu ne de bir başka üçüncü kişi tarafından ifa edilememesi sebebiyle herkes için mevcut olması anlamına gelir. Sübjektif imkansızlık ise edimin objektif olarak mümkün olmasına rağmen borçlu tarafından ifa edilmemesidir. (11) Söz gelimi, sözleşmenin teşkili sırasında telef olmuş bir malın satımında objektif imkansızlık bulunup, akdedilen satış sözleşmesi kesin hükümsüzdür. Erkek terzisinin, hiç tecrübesi olmadığı halde, gelinlik dikmeyi taahhüt etmesi ise sübjektif imkansızlıktır; bu durumda sözleşme geçerlidir ve borçlu, borcunu ifa etmemenin sonuçlarına katlanır. (2)

6.  Kısmi Hükümsüzlük

Hükümsüzlük, geçersizlik ve butlan gibi terimler, birbirinin yerine kullanılan kapsamlı kavramlardır. Hükümsüzlük olgusu çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Ne var ki; bu çalışmada, hükümsüzlük türleri kapsamlı bir şekilde ele alınmayacak, çalışmanın konusuyla doğrudan bağlantılı olan kesin hükümsüzlük ve kısmi hükümsüzlük kavramlarına değinilecektir.

Hukuki işlemlerin, hukuk dünyasında sonuç doğurabilmesi için emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olmama, konunun imkansız olmaması, işlemi gerçekleştiren tarafların fiil ehliyetine haiz olması gibi geçerlilik şartlarına sahip olması gerekir. Söz konusu şartlardan yoksun olan işlemler kesin hükümsüzlükle sakattır. Bir hukuki işlemin kesin hükümsüzlüğü, yokluk adlı geçersizlik türündeki durumun aksine, söz konusu işlemin, kurucu unsurlarının mevcudiyetine rağmen hiçbir hüküm ifade etmeden ölü doğmuş olması anlamına gelir. Kesin hükümsüzlükle sakat olan hukuki işlem, başlangıçtan itibaren geçersiz olup hukuk dünyasında hiçbir sonuç doğurmaz. (13) Sözleşmenin sadece bir kısım hükümlerinin; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olması ya da ifasının imkansız olması halinde ise tam değil kısmi hükümsüzlükten bahsedilir. Kısmi hükümsüzlüğü düzenleyen TBK m.27/f.II, “Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.” şeklindedir.

Kısmi hükümsüzlüğün söz konusu olabilmesi için evvela, sözleşmenin bölünebilir olması gerekir; yani hükümsüz olan kısmın çıkarılmasından sonra geri kalan kısımlar anlamlı bir bütün teşkil etmelidir. Öte yandan sözleşmenin hükümsüz olmayan kısmının ayakta tutulabilmesi için, tarafların farazi iradeleri buna uygun olmalıdır. Bu husus oldukça önemlidir zira ortak farazi irade uygunluğunu tespit etmek olanaklı değilse sözleşmenin tamamı hükümsüz olur.

SONUÇ

Sözleşme özgürlüğü, tarafların istedikleri sözleşmeyi kanunların öngördüğü çerçeve kapsamında yapabilmesidir. Bu özgürlük, Anayasa ve ilgili kanunlarla teminat altına alınmıştır. Hiçbir özgürlük sınırsız olmadığı gibi, sözleşme özgürlüğü de sınırsız değildir. Anayasa m.48’de ve TBK m.26’da düzenlenen söz konusu özgürlüğün bu anlamda sınırlarını belirleyen en önemli hüküm, TBK m.27’dir. Kesin Hükümsüzlük başlıklı maddeye göre, emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür. Kesin hükümsüzlük, bir geçersizlik türü olup, yapılan hukuki işlemin, kurucu unsurları bulunmasına rağmen geçerlilik şartlarını taşımamasından ötürü hukuki bir sonuç doğurmaması, tabir caizse ölü doğmuş olması anlamına gelir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, kısmi hükümsüzlük müessesesi istisnasıyla birlikte düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme hükümlerinin bir kısmının geçersiz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez; meğerki geçersiz sayılan hükümler olmaksızın sözleşmenin akdedilemeyeceği açıkça anlaşılıyor olsun. Başka bir deyişle, geçersiz olan hükümler bulunmadan sözleşmenin yapılamayacağı barizse sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.

Yazar

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi 

Necati Turhan

Antalya

KAYNAKÇA

  1. CANSU, Dilara Nur. REKABET HUKUKUNA GÖRE SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KISITLANMASI. Ankara : Yüksek Lisans Tezi, 2019.
  2. Vedat Kitapçılık. İstanbul Şerhi Türk Borçlar Kanunu Cilt 1 Madde 1-82. [dü.] Turgut Öz, ve diğerleri. İstanbul : Vedat Kitapçılık, 2019. s. 467.
  3. UYGUR, Turgut. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi Cilt-1 Madde-1-236. Ankara : Seçkin Yayıncılık, 2012.
  4. Türk Dil Kurumu. Türk Dil Kurumu Sözlükleri. Türk Dil Kurumu Sözlükleri Web Sitesi. [Çevrimiçi] https://sozluk.gov.tr/.
  5. YILMAZ, Ejder. Hukuk Sözlüğü. basım yeri bilinmiyor : Yetkin Yayınları, 2001. s. 43.
  6. T.C. ADALET BAKANLIĞI. T.C. ADALET BAKANLIĞI HUKUK SÖZLÜĞÜ. https://sozluk.adalet.gov.tr/Default.aspx. [Çevrimiçi] https://sozluk.adalet.gov.tr/kamu%20d%c3%bczeni.
  7. TERÖRLE MÜCADELE BAĞLAMINDA “KAMU DÜZENİ ve GÜVENLİĞİ” İLKESİ YAPILAN DÜZENLEMELER/MÜDAHALELER. GÜVEN, Ahmet ve METİN, Aybüke. 1, 2022, Malatya Turgut Özal Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Dergisi, Cilt 3, s. 17.
  8. ŞENOL, Kübra Ercoşkun. SÖZLEŞMENİN İÇERİĞİNİ BELİRLEME ÖZGÜRLÜĞÜ VE BUNUN GENEL SINIRI: TBK M. 27. 2016. s. 724.
  9. Vikipedi Özgür Ansiklopedi. Vikipedi Özgür Ansiklopedi Web Sitesi. [Çevrimiçi] https://tr.wikipedia.org/wiki/Kamu_d%C3%BCzeni.
  10. DURAL, Mustafa ve FİLİZ, Tufan Öğüz. Türk Özel Hukuku Cilt II Kişiler Hukuku. İstanbul : Filiz Kitabevi, 2015. s. 100.
  11. KILIÇOĞLU, AHMET M. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara : Turhan Kitabevi, 2016. s. 107.
  12. HELVACI, İlhan. PROF. DR. İLHAN HELVACI. PROF. DR. İLHAN HELVACI. [Çevrimiçi] http://www.ilhanhelvacidersleri.com/turk-medeni-kanunu/turk-medeni-kanunu-madde-24.
  13. DURAL, Mustafa ve FİLİZ, Suat Sarı. Türk Özel Hukuku Cilt I Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri. İstanbul : Filiz Kitabevi, 2015. s. 217-218.

 

Paylaş:

© 2020 Av. Lider TANRIKULU Hukuk Bürosu

logo-footer