Danıştay 3. Dairesi 31.01.2020 Tarih 2016/13699 E. ve 2020/435 K. – Av. Lider Tanrıkulu | Antalya Avukat

İSTEMİN KONUSU : Hatay 1. Vergi Mahkemesinin 17/06/2016 tarih ve E:2015/818, K:2016/709 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem:Davacının bazı giderlerinin ticari faaliyetiyle ilgili olmadığı ve bir kısım hasılatını da kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolunda tespitleri içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak adına 2013 yılı için re’sen salınan kurumlar vergisi ve tekerrür hükümleri uyarınca artırılarak kesilen bir kat vergi ziyaı cezası ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:Davacı şirket çalışanı olup aynı zamanda ortaklardan birinin oğlu olan kişiye kıdem tazminatının nakden ödenmesinin hayatın olağan akışına aykırı düştüğü iddiasıyla yapılan ödeme gider sayılmamış ise de 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca koşulların oluşması halinde işçiye kıdem tazminatı ödenmesinin yasal bir zorunluluk olduğu, öte yandan, anılan şahsın çalışan olmadığı hususunda ve kıdem tazminatı tutarında herhangi bir eleştirinin de bulunmadığı dikkate alındığında söz konusu ödemenin gider olduğunun kabulü gerektiği, şirket yetkilisince işçi ve personelin iş yerinde kahvaltı yaptığının ve yemek yediğinin ifade edilmesi karşısında gıda ve market harcamalarına ilişkin giderlerin uygun olduğu, safi kazancın hesaplanmasında aracın lüks olup olmaması yönünden bir ayrım yapılmadığından şirket aktifine kayıtlı üç adet taşıt için yapılan olağan bakım, yakıt ve diğer giderlerin gösterilebileceği, temsil ve ağırlama giderlerine ilişkin olarak 19/06/2013 tarihinde Dörtyol İlçesinde X1 Otel’de tanıtım amaçlı müşterilere verilen yemek karşılığı yapılan ödemelerin çok yüksek tutarlı olmadığı ve şirket faaliyetleri düşünüldüğünde ticari hayatın olağan akışına aykırı olmadığı, şirketin aktifine kayıtlı ve kredi ile alınmış 4 adet çekici, 2 adet dorseye ilişkin kredi faizine yönelik olarak, demirbaş eşyanın maliyet bedeline girecek giderlerin neler olduğunun 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 262, 270 ve 273. maddelerinde sayıldığı faiz giderleri bunlar arasında sayılmadığı gibi ne şekilde değerlendirileceği konusunda da açık bir yasal düzenleme bulunmadığından doğrudan gider yazılabileceği sonucuna ulaşıldığı, davacı şirket tarafından satın alınan 3 adet cep telefonu ve yazıcının toplam bedelinin amortisman yoluyla itfa edilmesi gerekirken doğrudan gider olarak yazılamayacağı, 197 Sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, yukarıda bahsi geçen araçlar için davacı şirket tarafından ödenen motorlu taşıtlar vergisinin kanunen kabul edilmeyen gider olduğu, şirket ortakları ve ailelerine ilişkin konaklama giderlerinin ise kanunen gider olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığı, bir şirketten alacağı kapsamında 235.000,00 TL tutarlı aldığı çekin karşılıksız çıkması üzerine icra takibine başlandığı, bu tutar üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin önce “şüpheli alacaklar-borçlar” hesabına, dönem sonunda ise “olağan gider ve zararlar” hesabına kaydedildiği ve dönem karından indirildiği, inceleme elemanı tarafından “konusu kalmayan alacaklar”a kaydedilmesi gerektiği belirtilen verginin gider olarak kabul edilemeyeceği, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca hesaplanan vergi tutarının kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak indirilemeyeceği, defter ve belgelerine göre nakliye hizmeti gelirlerinin, akaryakıt giderlerine göre düşük kaldığından hareketle ilgili yılda kullanılan 143.079 litre yakıtla gidilecek yol üzerinden yapılan randıman hesabı sonunda kayıt dışı bırakılan nakliye geliri tutarı olarak 369.413,00 TL bulunduğu, bu tutarın da dönem karına eklenmesi gerektiği belirtilmiş ise de yapılan hesaplamanın somut verilere göre değil varsayıma dayanılarak gerçekleştirildiğinin görüldüğü, 2013 yılına ilişkin olup 2014 yılı içinde kesinleşen vergi ziyaı cezasının tekerrüre esas alınamayacağı, somut bir saptama olmaksızın özel usulsüzlük cezası kesilemeyeceği gerekçesiyle tarhiyat azaltılmış, vergi ziyaı cezasının tekerrüre isabet eden kısmı ile özel ususüzlük cezası ise kaldırılmıştır.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :

Davacı tarafından, şüpheli hale gelen alacağa ilişkin katma değer vergisi içinde karşılık ayrılabileceği, bu konuda yasal bir kısıtlama olmadığı, konuya ilişkin olarak çıkarılan 334 nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin açık olduğu ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.

Davalı idare tarafından, işletme ile ilgisi olmayan giderlerin reddi ile randıman incelemesi sonucu bulunan kayıt dışı hasılat üzerinden yapılan tarhiyatın hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI :

Davalı idare tarafından, kanunen kabul edilmeyen bir kısım giderlerin bulunduğu, şüpheli alacaklara ilişkin katma değer vergisinin kurumlar vergisi yönünden gider yazılamayacağı belirtilerek davacı temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Davacı tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİK1’ÜN DÜŞÜNCESİ:Emtia satışından kaynaklanıp, tahsili şüpheli hale gelen alacaklar için uygulanan karşılık ayırma esasının, tahsili şüpheli hale gelen alacak tutarına dahil olup tahsil edilmeden vergi dairesine ödenerek asıl alacağa dönüşen katma değer vergisi bakımından uygulanmaması adil vergilendirme ilkesine ters düşeceğinden, şüpheli hale gelen alacaklar dahilindeki katma değer vergisinin karşılık ayrılmayacağı yolundaki hüküm fıkrasının bozulması, diğer hüküm fıkralarına yöneltilen temyiz istemlerinin ise reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Davacının bazı giderlerinin ticari faaliyetiyle ilgili olmadığı ve bir kısım hasılatını da kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolunda tespitleri içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak adına 2013 yılı için re’sen kurumlar vergisi salındığı, tekerrür hükümleri uyarınca artırılarak bir kat vergi ziyaı cezası ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin 1. bendi gereğince özel usulsüzlük cezası kesildiği anlaşılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinde, ticari kazancın elde edilmesiyle ilgili olmak şartıyla dava ve icra safhasında bulunan alacakların şüpheli alacak sayılacağı ve bu tür alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği öngörülmüştür.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10. maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay olarak düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Temyiz istemlerine konu edilen vergi mahkemesi kararının, tarhiyatın, tahsili şüpheli hale gelen alacak tutarına dahil olan katma değer vergisi için karşılık ayrılmasından kaynaklanan kısmı yönünden davanın reddi dışındaki hüküm fıkraları aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Dairemizce de uygun bulunmuştur.

213 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen düzenlemesiyle, mükellefler tarafından, elde edilmemekle birlikte tahakkuk etmesi nedeniyle gelir kaydedilen alacak tutarının, şüpheli hale gelmesiyle pasif hesapta karşılık ayrılmak suretiyle yok edilmesi olanağı sağlanmıştır.

Tarhiyatın dayanağı vergi inceleme raporunda, emtia satışından kaynaklanıp davacı şirketçe şüpheli alacak karşılığı ayrılan tutara dahil olan katma değer vergisi, ticari ve zirai faaliyetten doğan ve hasılat hesaplarına intikali gereken bir alacak niteliği taşımadığından bahisle eleştirilmiş ve yapılan iç yüzde hesabıyla belirlenen katma değer vergisi tutarı karşılık giderleri hesabından dolayısıyla giderlerinden çıkarılmıştır.

Sözü edilen katma değer vergisinin, tahsil edilememekle birlikte davacı tarafından beyan edildiği tartışmasızdır.

3065 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, emtia teslimi veya hizmet ifası vergiyi doğuran olayın meydana geldiği hallerden sayıldığından, hesaplanan katma değer vergisinin tahsil edilmese dahi beyanı gerekmektedir. Tahsil edilmemesine rağmen beyanı gereken katma değer vergisinin iadesi ya da düzeltilmesi de söz konusu olmadığından tahsil edilmediği halde kayıtlarda tahsil edilmiş gibi görünen ve beyan edilen katma değer vergisi tutarı, asıl yüklenici olmayan mükellefin öz sermayesinde aynı miktarda azalmaya neden olacağından katma değer vergisinin indirim yoluyla asıl yüklenicisi üzerinde kalmasını sağlayan düzenlemeye aykırılık teşkil etmektedir. Öte yandan, satılan emtia bedeli ile hesaplanan katma değer vergisini de içeren hasılatın toplamı davacının alacağı olup, bu alacağın şüpheli hale gelmesiyle, şüpheli alacak karşılığı ayrılan katma değer vergisi de bir vergi olmaktan çıkmış, mal ve hizmet satışından doğan bir alacak haline dönüşmüştür. Keza Devletin alacağı olan vergi, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun yukarıda anılan 10. maddesi gereği mükellef tarafından beyan edilmiş ve işletmenin özsermayesinden ödenmiştir.

Bu durumda, emtia tesliminden doğan emtia bedelini ve hesapladığı katma değer vergisini tahsil edemeyen, alacağının dava safhasında olduğu vergi idaresince de kabul edilen davacının, katma değer vergisi için şüpheli alacak karşılığı ayırabileceğinin kabulü gerektiğinden, kararın, tarhiyatın, tahsili şüpheli hale gelen alacak tutarına dahil olan katma değer vergisi için karşılık ayrılmasından kaynaklanan kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1. Davacı temyiz isteminin kısmen kabulüne,

2. Hatay 1. Vergi Mahkemesinin 17/06/2016 tarih ve E:2015/818, K:2016/709 sayılı kararının; tarhiyatın, tahsili şüpheli hale gelen alacak tutarına dahil olan katma değer vergisi için karşılık ayrılmasından kaynaklanan kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA,

3. Davacı temyiz isteminin kısmen reddine,

4. Kararın; tarhiyatın diğer kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,

5. Davalı idare temyiz isteminin reddine,

6. Kararın; tarhiyatın kaldırılan kısmı ile vergi ziyaı cezasının tekerrüre isabet eden kısmının ve özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasınınONANMASINA,

7.Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca nispi harç alınmasına,

8. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,

9. Yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine,

10. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 31/01/2020tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY:

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinde ticari kazancın tespitinde indirilebilecek giderler belirlenmiş olup maddenin 5. fıkrasında, kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderlerinin indirim konusu yapılabileceği, 262.maddesinde, maliyet bedelinin iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin arttırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade edeceği, 270.maddesinde, gayrimenkullerde maliyet bedeline, satın alma bedelinden başka, makina ve tesisatta gümrük vergileri, nakliye ve montaj giderleri, noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon ve tellaliye giderleri ile emlak alım ve özel tüketim vergilerini maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte serbest olduğu, 273.maddesinde ise, demirbaş eşyanın maliyet bedeli ile değerleneceği, bunların maliyet bedeline giren giderler, satın alma bedelinden gayrı komisyon ve nakliye giderleri gibi özel giderler olduğu, belirtilmiş, konuyla ilgili Maliye Bakanlığınca yayımlanan 163 seri Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 1.nolu bendinde, yatırımların finansmanında kullanılan kredilerle ilgili faizlerden kuruluş dönemine ait olanların sabit kıymetle birlikte amortisman yoluyla itfa edilmek üzere yatırım maliyetine eklenmesi gerekmekte; işletme dönemine ait olanların ise, ilgili bulundukları yıllarda doğrudan gider yazılması ya da maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulmasının mümkün olduğu düzenlenmiştir.

Şirket aktifine kayıtlı otomobillerin 2011 model Audi marka, 2011 model 2 adet BMV marka ve 2008 model BMV marka araçlar olduğu, şirketin dört ortağı bulunduğu ve bu ortaklar adına araç bulunmadığı, lüxs otomobil sınıfında bulunan söz konusu araçların şirketin faaliyetiyle ilgisi olmadığı ve davacı ortaklarının kişisel kullanımına hasredildiği anlaşıldığından sözü edilen araçlara ait giderlerin reddedilebileceği, şirket adına kayıtlı 4 adet çekici ile 2 adet dorsenin alımında kullanılan kredi faizlerinin yukarıda yer verilen hükümlere göre maliyet bedeline dahil edilerek amortisman yoluyla itfa edilmesi gerekirken tamamının finansman giderlerine atılarak giderleştirilmeyeceği anlaşıldığından sözü edilen hususlara ilişkin tarhiyatın hukuka uygun olduğu, diğer firmalara araçlarıyla nakliye hizmeti sunduğu anlaşılan davacı şirketin gelirlerine nispeten giderlerinin çok yüksek olduğu değerlendirmesiyle kullanılan akaryakıt tutarları baz alınarak yapılan randıman incelemesi neticesinde bulunan kayıt dışı hasılat farkı üzerinden hesaplanan matrah farkında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin kısmen kabulü ile Mahkeme kararının sözü edilen hususlara ilişkin hüküm fıkralarının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz

 

Paylaş:

© 2020 Av. Lider TANRIKULU Hukuk Bürosu

logo-footer